13161773_10156918304960243_4360213691751105907_o.jpg

Ekolojik İnsan

Foto: Timuçin Binder. Bu bölümdeki isimsiz tüm fotoları Timuçin Binder çekmiştir.

"Deniz azdığı zaman öyle azar ki, büyük bir öfkenin ortasında bulursunuz kendinizi. O anda doğa süreçlerinin gerçek gücünü ve ne kadar aciz kaldığınızı görürsünüz. Özellikle de sığınabileceğiniz bir yer yoksa, o öfke geçene kadar denizin ortasında kalacaksanız.

Sonunda geçer ve o zaman da büyük bir sakinlikle karşılaşırsınız. Böyle böyle zamanla bu muazzam güçlerle, yani doğayla uzlaşmacı ve uyumcu bir ilişkiye geçmeniz gerektiğinizi öğrenirsiniz. 


Dağlara gelince, her zaman sığınacak bir yer vardır. Denizdeki kadar aciz değilsinizdir. Muazzam güçler karşısında tek başınalığı pek hissetmezsiniz.

Ama dağlar da sizi çok türlülükle, çok katmanlılıkla ve bu sefer de muazzam bir ilişkiler dünyasıyla tanıştırır. Denizde bunu alamayabilirsiniz, eğer dalıp deniz altında dolaşmıyorsanız.

Ve bu ikisini birleştirip bu ilkeler doğrultusunda düşünmeye ve yaşamaya başladığınızda, işte o zaman, gerçek anlamda doğa insanı olursunuz. Geleceğin insanı bence."  
  Timuçin Binder

10658758_10156401975410243_2075574269886887728_o.jpg

Ekolojik İnsan

Var Oluşa Farklı Bakış

Yeni bir insana ihtiyacımız var. İçinde olduğu var oluşa daha farklı yaklaşan, bu var oluşu daha bütünü gözeterek okuyan ve onunla uzlaşma ve uyum içinde yaşayan bir insan türüne ihtiyacımız var. Yoksa modern yaşamın girdiği çıkmaz sokaktan çıkamayacağız.

Bugün iki krizle karşı karşıyayız. Biri iklim krizi. Yaşam tarzımız dünyamızın bize sunduğu yaşam koşullarını olumsuz yönde değiştirmeye başladı. Başımız dertte.

İkincisiyse kendi mutluluğumuzla ilgili. Öyle bir dünyada yaşamaya başladık ki, her şey, herkes birbirine benzemeye başladı. Bir sistemi ayakta tutmak için yaşayan bireylerden daha fazlası değiliz artık.

Kimimiz memnun bundan. Olabilirler de. O da bir seçim. Ama kimimiz daha farklı bir yaşam istiyor ve içinde bulunduğumuz modern yaşamla ilgili en büyük sorun kendisinden farklı hiçbir şeye izin vermemesi.

Ekolojik yaşam felsefesi bu anlamda modern yaşamın bu otoriter yanına karşı bir isyan. Ama bunu geçişi kaçışlarla yaparak değil, tamamen farklı bir insan türüne dönüşmeyi savunarak yapan bir isyan. Yeni bir insan, ekolojik bir insan.

Ekolojik insanı çok basit bir tanımı var: İlişkisel düşünmek. Bir bütünün parçası olduğunu görerek tüm parçalar arasındaki ilişkileri gözeterek ve dikkate alarak yaşamak. Hem kendini bir bütünün parçası olarak anlamak hem de diğer tüm parçaları birlikte düşünerek bütünü görebilmek ve anlamak.

Bu şekilde düşünmenin doğal sonucu da uzlaşma, uyum ve paylaşım ilkelerine dayanan ekolojik etik oluyor. Yani diğer parçalarla uzlaşmak ve toplam bütüne uyum sağlamak.

Bugün modern insan ve onu üreten yaşam tam tersi bir yaklaşım içinde. Kendisini çok özel bir tür, canlılar aleminin en üstünde bir tür olarak görüyor. Daha da ileri giderek tüm bu gezegenin, dünyamızın sadece bize tahsis edildiğini kabul ediyor. Son derece bireysel ve bireyci bir yaşam felsefesi ve bu bireyciliğimize hizmet eden aşırı ve sorumsuz bir tüketime dayanan yaşam tarzı var.

Bu felsefe ve karşılık geldiği yaşam tarzı değişmediği sürece modern proje ve ürettiği uygarlık çökmek zorunda. Ya da çok büyük sorunlara yol açacak. Dünyamız, yani içinde yaşadığımız gezegen beklenen karşılığı vermeye başladı bile. Şu anda başlangıç aşamasındayız ve muhtemelen süreç geri dönülmeyecek eşiği aştı.

Hâlâ bir şey yapılabilir mi? Yapılabilir ama ilk önce kafaların değişmesi gerekiyor. İçinde yaşadığımız sistem buna çok az alan tanımaktaysa da bir şeyler yapmak hâlâ mümkün. Bu proje böyle bir düşüncenin ürünü. Elbette büyük iddialarda bulunamayız. Ama bu aşamada itiraz, direniş ve eğitim bile çok önemli bir adım.

Bedensel İnsan - Hayvanlığımıza Geri Dönüş

Bir değil, İki kriz

Yarattığımız aşırı ve sorumsuz tüketime dayanan yaşam tarzımız gezegenimizin ve onu paylaşan diğerlerinin yaşam koşullarını olumsuz yönde değiştirmeye başladı. Gezegen var olmaya devam edecektir, orada sorun yok, ama biz ve diğerleri büyük felaketlerle uğraşmak zorunda kalacağız.

Bu işin fiziksel koşullarla ilişkili kısmı. Bir de yaşam kalitemiz var. Burada da başka bir varoluşsal krizle karşı karşıyayız. Soru basit: Mutlu muyuz? Ya da şöyle sorayım. Tüketmeden ne kadar mutlu oluyoruz?  

Bu sorunu teknolojimizle çözmeye çalışabiliriz. Ama asıl sorunun yaşam tarzımız olduğunu görmediğimiz sürece teknolojimiz de başarısız kalacaktır.

Yazım aşamasında