WhatsApp Image 2021-09-22 at 06.13.47 (3).jpeg

Ekolojik Yaşam

Foto: Timuçin Binder. Bu bölümdeki isimsiz tüm fotoları Timuçin Binder çekmiştir.

Ekolojik Olmak - Biraz Felsefe

İlk iki evimiz: Bedenimiz ve Doğa

Nedir ekolojik olmak,? Var oluşa ekolojik yaklaşma? Tek bir cümleyle, var oluşa çeşitli alanlar ya da habitatlar ve bunların aralarındaki ilişkiler bağlamından bakmaktır, diyebilirim.  İçindekini ve içinde olduklarını dikkate alarak bakmak. İlişkisel olmak.

Aslında çeşitli evlerimiz var ve bunları dikkate almamız gerekiyor. En başta, tüm diğer canlılarda olduğu gibi, iki evimiz var. 

 

Biri beden, bedenlerimiz. İnsanın nesi varsa, doğası veya kimine göre ruhu, o bedenin içinde şekillenir, o beden sayesinde vardır.  O beden üzerinden dışarıyla ilişki kurarız. İlk evimizdir bedenimiz..   

 

Diğeriyse o bedenin içinde var olduğu şeydir. Buna çeşitli adlar yakıştırabiliriz, bence en uygunu doğa veya yaban. Bedenlerimiz bu şeyin içinde, onunla etkileşim içinde evrilmiş, bugünkü şeklini almıştır. İkinci evimiz de budur. 

13217237_10156918300525243_4445255288222245082_oB.jpg

Diğer evlerimiz: Bilinç, Benlik ve Uygarlık

O ikisine başlıca evlerimiz, dedim ama sayı artabiliyor.  Bilinç üçüncü evimiz. Sadece bizim için değil. Tam olarak ne zaman ve nasıl belirlediğini söylemek zor. Ama beden ve doğadan ayrı üçüncü bir oluşum, üçüncü bir ev, ve kimi uzmanlara göre bu ikisinin etkileşiminin sonucu.  

 

Bir de ben'den bahsetmek gerek. Bilinçlilik halinin yol açtığı başka bir evimiz. Sadece bize özgü mü? Tartışılıyor. Bu biraz bencilliğimizi tetikleyen bir evimiz. Dikkatli olmak gerek. Kendimizi her şeyden bağımsız görmemizi, biricik hissetmemizi sağlayan, sık sık da bizi çevremizdeki var oluşa dair yanıltabilen bir ev. 

Bir de gelişmiş sosyalliğimizin yol açtığı bir evimiz var. Kendi yarattığımız bir çevre. Uygarlık veya medeniyet olarak da adlandırdığımız, bizim ürünümüz yapay bir çevre. 

 

İlk çevremiz olan doğayla aramıza soktuğumuz kendi ürünümüz ikinci bir çevre. Ama sonunda dönüp bizi kontrol etmeye de başlayabilen bir çevre.  

Bu sonuncuyu karınca yuvalarına benzetiyorum. Bir hareketlilik deliğin dışında, aşağıda muazzam tünellerden oluşan bir yuva. Tıpkı kentlerimiz. 

Bu evlerin ortak noktası ayırmalarıdır. İçeriyi belli bir dışarıdan ayırırlar. Ekolojik düşüncenin özü çizginin öbür tarafını da düşünebilmek, algılayabilmektir.

 

Bedenimiz içeriyi dışarıdan ayırır. İçimiz aslında bir yuvadır, tıpkı bir karınca yuvası gibi. 

274708361_10160319434666518_557265658546614524_n.jpg

Foto: Danielle Osfalg

Bu yuvada dolaşmaya başladığımızda, milyonlarca mikroskobik canlının yaşadığı bir habitatla karşılaşırız. Bambaşka bir dünyayla.

O organizmaların bir kısmı çok önceye aittir, gezegenimizin  oksijensiz dönemine. Oksijen yayılıp da yaşamlarını tehdit edince bizim içimiz gibi oksijensiz yerlere sığınmışlardır. Oksijenli dönemin yeni türleri olarak biz onların yeni yaşam alanları olmuşuz.

Ne kadar ilginç! Ben ben diye dolaşırken aslında aynı zamanda başka canlılar için bir habitat olduğumuzu farkında değiliz. Yürüyen, hareket eden bir karınca yuvasıyız bir bakıma.

Çok garip değil mi? Neden anlatıyorum bunları? Biraz farklı baktığımızda çok değişik bir görüntüyle karşılaştığımızı göstermek için.

 

Alışıldık düşünce kalıplarımızın dışına çıktığımızda, kendimizi bağımsız bireyler olarak gören biz insanların aynı anda başka canlılar için bir yuva, bir habitat olduğumuzu görüyoruz. Neyiz biz?

59664600_10161672279095243_8469138984692350976_n.jpg

Ekolojik Olmak: İlişkisel düşünmek

Bunları çok daha ayrıntılı tartışacağız bir kez denizle buluştuktan sonra, deniz ve doğa keşiflerimizde. Şu anda tek  bir noktayı vurgulamak istiyorum, bir çelişkiyi, bence ekolojik düşüncenin özü olan bir noktayı. 

Bir yandan, göründüğünden çok daha karmaşık bir var oluşun içindeyiz. Diğer yandan, insanlık olarak geldiğimiz noktaya bakıyorum, yaşam tarzımız ve ürettiğimiz düşüncelere, bu karmaşıklığı kucaklamıyorlar, çok basit kalıyorlar.

 

Sanki henüz çocukluk evremizdeyiz. Basit düşünüyoruz, yanıltıcı bir basitlik, var olan karmaşıklığı yansıtmayan bir basitlik. 

Yaklaşık 15.000 yıl önce geçtiğimiz yerleşik yaşamın, uygarlık da diyebiliriz, ya da kentsel getto yaşamımızın dar düşünce kalıplarından henüz çıkamamışız.

 

Gettolarda yaşıyoruz, diyorum, çünkü bakınca kendimizi dışarıdaki doğadan, yaşamdan zorla ayırıp tıkmışız tıpkı getto türü bir varoluşun içine. 

36344904_10160535014435243_5395150364603318272_n_edited.jpg
IMG_20210520_103125.jpg

Kendimize yaptığımız bu ikinci çevre, bizi doğadan, ilk çevremizden ayıran bu insani çevre dönüp dolaşıp bizi tamamen kopartmış üzerinde yaşadığımız gezegenden, daha büyük bütünden.  

 

Muazzam düşünebilme yeteneklerimiz ve teknolojik becerilerimiz var. İçinde olduğumuz bütünü tüm ilişki ve bileşenleriyle kavrayabilir, gezegenimizle daha içli dışlı yaşayabiliriz. Burada vurgu içli dışlı ifadesinde. Hem içimizdekinden hem de dışımızdakinden kopmuşuz.

 

Artık bu çelişkiyi aşabilecek evredeyiz. Aşmak zorundayız. Oysa gettovari uygarlıklarımızın sınırları içinde yaşamakta ısrar ediyoruz. 

 

Daha büyük bir bütünü kavrayarak yaşamamız gerekiyor. Şu anda herhangi bir canlı türü gibi türsel özelliklerimizin dayattığı daha dar düşünce ve yaşam kalıpları doğrultusunda yaşıyoruz.

 

Kendimizi bu türsel varoluşumuzun ötesinde yeniden tanımlamamız gerekiyor. Bir tür üstün insan veya tanrı/tanrıça olarak değil, ekolojik insan olarak. 

Düşünmek. Türümüzün dayattığı dar kalıpların dışına çıkmak. İçinde olduğumuz var oluşu tüm ilişkileriyle kavramak, ilişkisel düşünebilmek. Ekolojik yaşama ve insana giden İlk adım bu.

 

Etkileri ve tepkileri anlayarak çeşitli akış ve döngülerden ibaret bütünü görmek ve buna göre yaşamak.

Ekolojik Olmak: Teknoloji

Ekoloji deyince nedense akla ilk önce teknoloji düşmanlığı gelir. Nedir teknoloji?

 

Taşı basitçe yontun, keskinleştirin, alın size bir alet, teknoloji. Örneğin, kayığımızda kullanacağımız makaralar da teknoloji.

Hayır, sorun teknoloji değil, bizim teknolojiyle kurduğumuz ilişki, onu nasıl kullandığımız.

 

Aslında teknoloji ekolojik yaşama geçişin en önemli bileşeni olarak düşünülmeli. Teknoloji gezegenimize olan yükümüzü kat be kat arttırabilir de, tam tersini yapıp düşürebilir de. 

Kullanmak dedim, teknolojiyi nasıl kullanabiliriz? Tek düşünmemeli teknolojiyi. Bir yanda sistem, ekonomik sistem ve diğer yanda büyük ölçüde bu sistemin dayattığı yaşam tarzı. Bu ikisi arasında teknoloji pasif bir ortak sayılır.

13082499_10156850950560243_967956910325146909_n.jpg
33216301_811394199051043_119726123514226

Sistem, teknoloji ve yaşam tarzı üçlüsünün sonucu aşırı ve sorumsuz tüketim olmak zorunda değil. Foto: Vela Tradizionale

Eğer teknoloji daha yararlı bir yere evrilecekse, ekolojik bir yaşamın kurulmasında kullanılacaksa, teknolojiye değil diğer ikisine yoğunlaşmamız gerekiyor. Burada da karşımıza aşırı ve sorumsuz tüketimi teşvik eden bir sistem çıkıyor. Yaşam tarzı bu amacın yansıması.

Tüketim demiyorum, çünkü her canlı gibi biz de tüketmek zorundayız, işin doğası bu. Aşırı ve sorumsuz tüketim diyorum. İçinde bulunduğumuz sistem, ekonomik sistem dedim, doğrudan aşırı ve sorumsuz tüketimi, bunu temel alan bir yaşam tarzını özendiriyor.

Sistemi incelediğimizde, tüketime ihtiyacı olduğunu görüyoruz. Tüketim sayesinde ayakta kalıyor. İnsanlar sürekli tüketsin, istediği bu. Ama bu arada gezegenimizdeki dengeler alt üst oluyor o ayrı.

 

Yüz veya iki yüz yıl öncesine kadar sorun yoktu ama durum değişti. Artık tüketimimizin etkileri tehlikeli boyutlara ulaştı. Küresel dengeleri bozmaya başladı.

 

Bir iklim değişimine sebep olduk ya da muazzam hızlandırdık. Biz de dahil birçok canlı için bir felaket anlamına gelebilir bu. 

Taraflar ve Seçim

Ne yapmamız gerekiyor? Bu ilişkiyi sorgulayıp teknolojimizi kullanarak bir üst düzeye, tüm gezegenimizi kucaklayan bir yaşam tarzına mı yönelmeliyiz, yoksa böyle mi devam etmeliyiz?

Soru bu. Burada sadece kendi çıkarlarımızı ve yakın kuşakları, çocuklarımız ve torunlarımızı düşündüğümüz için doğru olanı yapabiliriz.

 

Ya da aynı doğruyu daha etik yaklaşarak, o etik düşüncemizi sadece kendi türümüz için değil, tüm yaşamı kapsayıcı şekilde genişleterek hayata geçirebiliriz. Yani diğer canlıların yaşama hakları olduğunu da düşünerek.

 

Sonuçta kendi çıkarımız için ya da etik olduğumuz için olsun, ikisi de aynı yere çıkacak. Bir de tabii hiçbir şey yapmadan günümüzü gün etmek var. O da bir seçenek, bir şey diyemem.

 

Ama evirip çevirmeye, bahaneler üretmeye gerek yok, herkesin artık kafa yorması gereken bir seçim var.Ya kendi çıkarımız için kafa yormaya başlayacağız ya da etik bir insan olduğumuz için. Kalanlar da felaket dayandığında katılacaklardır.

 

Artık daha iyinin daha fazlayla değil, aksine daha azla geldiğini öğrenmemiz, bireysel mutluluğu, iyiyi, tüketimle ve sahip olmayla değil, farklı şekilde tanımlamamız gerekiyor.

90562088_10163124837085243_4739544235596840960_n.jpg

xxx