Timuçin Binder

Bodrum’da, Arşipel coğrafyasında büyüdüm, Güney Ege’de. 1964 doğumluyum. Evimizin ardındaki kırlar ve dağlar ilk mekânlarımdı. Ailemin işi denizcilikti, mavi yolculuk gezileri yapıyorlardı. Ben de on yaşında bilfiil denizde, kendi teknemizde çalışmaya başladım. En az yirmi yılım denizde geçti. Bu da yaşadığım yörenin, Ege adaları da dahil Güney Ege ve Anadolu’nun güneybatı kıyılarının doğa, kültür ve tarihiyle aramda derin bağlar oluşturdu. Kısacası, bir kentten çok ilk önce ve büyük ölçüde doğa şekillendirdi duygu ve düşüncelerimi, kişiliğimi ve yaşama bakışımı.

 

Yüksek öğrenimine ABD’nin Purdue Üniversitesinde başladım. İlk önce iki yıl biyoloji okuduysam da makine mühendisliğine geçtim. Ama son yılımda mühendisliği de bırakıp tekrar denize, deniz turizmine döndüm. Arayış yıllarımdı bu dönem. Bir süre sonra tekrar üniversiteye geri döndüm ve bu sefer UC Berkeley Üniversitesi’nde antropoloji ve arkeoloji okuyup bir antropolog olarak mezun oldum. Üniversite denemelerimi kendi emeğimle karşıladım. Örneğin, Berkeley üniversitesini geceleri taksi şoförlüğü yaparak bitirdim. Bir de yeni baba olmuştum, ilk evliliğinden boşanmış bir baba. Dolayısıyla her haftanın yarısı baktığım bir kızım vardı. Büyüdü, arkeolog oldu.

 

Şu anda başlıca ilgi alanlarım denizcilik araştırmaları ile insan ve doğa ilişkileriyse de, geçmişte tarih alanında tarih teorisi, geç Osmanlı dönemi etnik çatışmaları, Ege ve Anadolu tarihinde belli dönemler üzerinde çalıştım. Bunun yanında arkeolojide Doğu Akdeniz’de mezolitikten neolitiğe geçiş ve Ege’de denizciliğin doğuşu, antropolojideyse de avcı-toplayıcılar, dinler ve insan-doğa ilişkileri üzerinde çalıştım. Bir dönem İTÜ İnsan ve Toplum Bilimleri Bölümünde antropoloji ve tarih konularıyla ilgili dersler verdim.

 

Denizcilik araştırmalarında çalıştığım başlıca alan yelken armaları ve özellikle de erken modern çağ Ege armaları oluşturuyor. Ama sadece araştırmıyorum, denizcilik geçmişimden dolayı teknik anlamda armacılığım da var. Zaten Kayık 1934 projemizin 11.5 metrelik yelkenlisinin armasını kendim yapacağım. Bunun yanında geleneksel navigasyon, modern çağ öncesi yıldız seyri ve doğal yöntemlerle karada ve denizde yön bulma alanlarında da araştırmalar yapıyorum. Bodrum Deniz Müzesinin kuruluşunda bulundum, müzenin denizcilikle ilgili tüm metinlerini hazırladım ve bugün müzede denizcilik ve denizcilik tarihi alanlarında gönüllü danışmanlık yapıyorum.

 

Tüm bunlara ek, son on yıldır zamanımın önemli bir kısmını doğa ve dağ yürüyüş ve keşiflerine, dağ bisikleti ve koşularına ayırmaktayım. Doğayla, yani üstünde yaşadığımız gezegenle eşitlikçi ve etik bir ilişki kurulması ve insanın, konumunu tüm unsurlarla uyum, uzlaşma ve dayanışma ilkeleri çerçevesinde yeninden tanımlaması gerektiğini savunuyorum. Bugün modern yaşamın geldiği noktanın tüm gezegen için önemli bir sorun ve risk oluşturduğunu düşünüyorum. Oysa bugün ulaştığımız teknolojik düzey daha az ve bilinçli tüketime ve adilane gelir dengesine dayanan daha basit, sade ve sürdürülebilir yaşamı mümkün kılıyor. Bu proje bu düşüncelerin ürünü. Kendi yöremde ve en iyi bildiğim geleneksel denizcilik üzerinden, yukarıda saydığım ilkelere dayanan daha farklı bir yaşam tarzı için çalışmaya karar verdim.

 

Amacım insanın hem doğayla ve hem de en doğal haliyle bu ilkeler çerçevesinde buluşabileceği bir denizcilik mekânı yaratmak. Bunu yaparken yörenin denizcilik geçmişine, geleneksel denizciliğin tamamen yok olmamasına ve doğasının korunmasına da katkıda bulunmak istiyorum. Ufak boyutlu bir çaba ve bir kısmına belki ütopik de gelebilir ama bir yerden başlamak gerekiyor. Bir kenarda oturup şikâyet edeceğime, elimi, en iyi bildiğim yolla ve sahip olduğum donanımı kullanarak taşın altına koymayı tercih ediyorum.