104950559_4233103900063260_4196569082354

Doğal Denizcilik

Üçüncü hedef: İnsanın doğayla bütünleşmesini özendiren doğal denizciliğin ve doğaya duyarlılığın tanıtılması ve yayılması 

Doğal Denizcilik

Geleneksel Denizcilik, özellikle makinesiz, sadece yelkenli haliyle  en doğal denizciliktir.

 

En doğaldır, çünkü doğaya bağlıdır, onu anlamaya, onunla uzlaşmaya dayanır. En doğaldır, çünkü insanı en doğal haliyle, beden ve kafasıyla, deniz ve doğayla buluşturur. İnsanı doğayla ve doğalla en doğrudan şekilde ilişkiye sokar. 

 

Ya kayığında kalır, uzaktan seyreder dağları, ormanları. O anda bile içindedir doğanın rüzgarı, dalgası ve geceleri de yıldızlarıyla. Ya da ara verir kayığına kıyıya çıkar, dağları, ormanları keşfeder, belki geceyi de kıyıda geçirir.

İnsanı kendisiyle, en doğal haliyle buluşturur ve buluştururken de hissettirir, düşündürür, sorgulatır. Modern yaşamdan bir süreliğine kaçmak, uzaklaşmak ve her türlü faaliyete ara vermek olarak tasarlanmış mavi yolculuklardan farklıdır. 

Geçici bir kaçış değil, yeniden buluşmadır; doğayla, kendisiyle. 

 

Doğal denizcilik insanı eninde sonunda "farklı da bakabilirim" fikrini düşünmeye iter. Sadece yaşamak değil, bakmak, görebilmek ve düşünmek de. Ancak o zaman farklı bir seçenek düşünülebiliyor; hem kendimiz hem de çevremiz için, içinde yaşadığımız için.   

Projemiz dolayısıyla aynı zamanda bir doğayla ve doğalla buluşma projesidir. İlgilenenler için farklı bir bakma ve yaşama seçeneğinin olabileceğini gösterme, anlatma ve tanıtma projesidir.

 

Bu yönüyle geleneksel denizcilik bugün her zamankinden daha önemli ve gereklidir.  

Uzun dönem hedefimiz doğal denizcilik seçeneğini tercih edenlerden, denizi ve doğayı, maviyi ve yeşili bu tarz yaşamak isteyenlerden bir topluluk yaratmak, etkinliklerde, seyirlerde ve kim bilir belki bir gün kendi deniz şenliklerimizde buluşmak. Bir bakıma farklı bir deniz dünyası.

Halikarnas Balıkçısı ve Maviyle Tanışması

Bu bağlamda kısaca da olsa Halikarnas Balıkçısı'nın maviyle tanışmasına ve ilk mavi yolculuklara değinmeden geçmek olmaz.

 

Bugün muazzam boyutlara ulaşmış yat turizminin kökeni 1940'larda bazı aydınların başlattığı, gayet ilkel koşullarda yapılmış mavi keşiflere dayanır. 

 

Yat turizminin gelişimi kabaca üç evredir. İlk mavi yolcular; yetmişli yıllar da diyebileceğimiz, yat turizminin başladığı ama pek bilinmeyen 1965-80 dönemi; ve kitlesel yat turizmi. 

Mavi Yolculuk fikrinin yaratıcısı Halikarnas Balıkçısı adıyla bilinen Cevat Şakir Kabağaçlı, isim babası da Sabahattin Eyüboğlu'dur.

 

Balıkçı Güney'in mavi kıyıları, eşsiz doğası ve zengin tarihiyle ilk kez 1944 yılında Yatağan adlı motorsuz yelkenlisiyle tanışmıştır. Yanında Girit kökenli yakın arkadaşı Bodrumlu denizci Paluko (Mustafa Esim) vardır. 

1940'lar Halikarnas Balıkçısı ilk kez Mavi'yi gezdiği Yatağan'ıyla.

İlk mavi yolculuk 1946'dadır. Sadece erkekler vardır. Keşif gezisi demişlerdir buna.

 

Ardından 1957'de kadınlar da katılmış ve giderek sıklaşmıştır. İlk katılanlar çoğunluk şairler, sanatçılar, entelektüellerdir. 

​Konfor neredeyse hiç yoktur. 1960'larla daha konforlu teknelere geçilmişse de, bugünle karşılaşıldığında hâlâ geridedirler. 

 

Halikarnas Balıkçısı'nın Yatağan'ı hariç tüm bu tekneler motorludur. 

Fanatikçe konfor karşıtı değildirler. Konfor istemektedirler. Ama temel öncelikleri değildir.

Aradıkları Güney'in sunduğu eşsiz doğal güzellik, tarih, hoş zaman ve sohbettir. Hareketlidirler. Özellikle Sabahattin Eyüboğlu'nun ölümüne kadar gezer, keşfeder, ufak seminer ve etkinlikler düzenler, entelektüel sohbet ve tartışmalarda bulunurlar.  Kayalara yapılmış resimler, 

başka izler bırakırlar geride.

İlk Mavi Yolculuklardan. En önde elinde bir pina tutan Paluko. Sol tarafta daha sonra uluslararası üne kavuşacak seramik sanatçısı Alev Ebbüzziya. Foto kaynağı eklenecek.

Başta Cevat Şakir olmak üzere, mavi coğrafyanın Antik Çağ'a kadar giden derinliğinden çok etkilenmişlerdir. Kendi dünyalarını, Anadolu'yu, bu geçmişe bağlamaktadırlar. Bugün hâlâ  tartışılmaktadır bu bağlantı.

 

Antropolojik açıdan bakıldığında, gezileri, kısa süreliğine de olsa farklı bir yaşam pratiği denemesi, sıradanın dışına çıkma girişimidir. Sadece basit bir tatil anlayışının yansıması değildir. Bu yaklaşım, bir kısmına göre, 1973'te Eyüboğlu'nun ölümünden sonra kaybolmuştur.

"Doğa çok güzel bir şey ama onun tadını iyice çıkarmak için biraz konfor da lazım. Yeter ki konfor doğayı saklamasın."

Erol Güney, 1946 "Keşif" gezisi ekibinden 

Yetmişli Yıllar - Proje Sahibinin Maviyle Tanışması

Yetmişli yıllar, Mavi Yolculuk geçmişinin pek bilinmeyen ikinci evresi, tam da Erol Güney'in istediği gibiydi.

 

Görece konforlu ilk mavi yolculuk tekneleri, o günün koşullarında lüks ama bugün "eh, idare eder" denecek tekneler belirmişti.  Bugünkü devlere göre epeyce ufaktılar.

 

Konfor doğayı örtmüyordu. Demirlenen koylarda insanlar kıyıya çıkıyor, doğayı, eski kalıntıları keşfediyorlardı.

 

Çok ışıklı ve sesli de değildi o dönemin tekneleri. Hatta her zaman "aman elektriği az kullanın, aküler boşalmasın" diyen biri vardı. Değil teknelerde elektronik araç bulmak, telsiz bile yasaktı.

 

Günlerce denizden sonra karaya çıkıldığında insanların ilk derdi, en kötüsünden de olsa gazete oluyordu ama çoğu kez o günün gazetesi akşam üstü geldiğinden bir gün öncekiyle idare edilirdi.

 

Şimdi cep telefonlarıyla bir dakika bile uzak değiliz haberlerden. .

20b.jpg

Proje sahibinin ailesinin Mavi Yolculuklara başladıkları Odysseus 70'lerin ikinci yarısında Çatı koyunda çalışırken.

Ben, proje sahibi, yetmişli yılları bilfiil yaşadım. Ailem 1972 yılında yukarıda görülen on altı metrelik yelkenliyi yaptırıp Mavi Yolculuklar düzenlemeye başlamıştı. İşimiz buydu. 

 

Teknemiz batı modeliydi ama Bodrum'da Erol Ağan yapmıştı. Üç metreyi aşan su kesimiyle iyi bir yelkenliydi. Çift ranzalı dört yolcu kamarası, iki duş-tuvaleti ve bir kocaman salonuyla lükstü o döneme göre.

 

1973'te çalışmaya başladı ve herhalde 74-80 arası Bodrum'dan Antalya'ya uzanan kıyı hattının en görünür ve en yoğun çalışan teknesiydi. Beş, altı ayı bulurdu çalışma sezonu sık sık.

 

1975'te katıldım kadroya ve yirmi yıl aralıksız parçasıydım. Tek değildim, zamanla sırayla kardeşlerim de katıldı. Aile işiydi. 

 

Sonra bir 14 m tırhandil, sonra bir 23 m bir uskuna aynakıç.  

 

Tırhandil gelince kaptan ihtiyacı belirdi.  Babama ek (Cihat Kurutaş) annem de (Aysun Enünlü) profesyonel kaptan oldu. Meğer ilk kadınmış başvuran. Böylece Türkiye'nin ilk kadın kaptanı oldu. Ege'de bile ilk olabilir. Denizci bir sülalenin bireyi olarak olması gerekendi.

 

Sonra çok büyüdü mavi yolculuk sektörü. Yetmişli yıllar gibi düşük yoğunlukta ama tam ayarında bir dönem bir daha olmadı.

1970'lerin sonuna doğru Bodrum Limanı. İrili ufaklı ilk Mavi Yolculuk tekneleri yağmur sonrası yelkenlerini kurutuyorlar. En uzun direkli olan Odysseus. Limanın en uzun direklisi olduğundan kolaylıkla bulurduk. Yelkenleri dakrondu, kurutma istemezdi. Foto: Kral Nalbantoğlu.

Geleneksel Denizciliğe Geri Dönüş

ilk Mavi Yolculuklarda görülen doğa ve tarihi yaşama anlayışı sonunda kaybetmiş, konfor, modern tatilcilik ve kitle turizmi kazanmıştır. Amaç ağırlıklı olarak herhangi bir faaliyette bulunmadan dinlenmek, sosyalleşmek ve eğlenmektir.

 

Bu elbette tek seçenek değil. Modern tatilcilikten, sosyalleşmeden farklı bir anlayış, doğa ve insan birlikteliğini öne çıkaran arayış ve girişimler de var. Henüz başlangıç aşamasında ama var. 

Bu proje bu anlamda bir ticari girişim olmayı hedeflemiyor. Amacımız, farklı bir tatil ve sosyalleşme anlayışı olarak geleneksel yelkenlilerle yapılan doğal denizciliği tanıtmak.

Doğal denizcilik, insanı daha çok öne çıkaran, daha çok sürece katan, onu daha derin ve gerçek anlamda, sadece gözlemciler olarak değil katılımcılar olarak deniz ve doğayla buluşturan bir denizcilik, farklı bir deniz ve doğa tatili anlayışı. 

 

Uzlaşma, uyum ve toplu hareketi öne çıkarır. Basit teknolojiye dayandığından istediğiniz zaman istediğiniz şekilde yol alamazsınız. Doğayı ve diğerlerini dinlemeniz, onlarla uzlaşmanız gerekir. İnsanı otoriter, istediğim her şeyi yaparım, kontrol bende düşüncesinden uzaklaştırır.

Doğal denizcilik, insanın kendi dışındaki dünyayı da umursayarak kendini iyi hissetmesi, kendi içine kapanmaktan ziyade dışarıya açılarak iç uyumu yakalamasıdır. Ben'in yerini biz alır, sadece sosyal anlamda değil, ekolojik anlamda bir biz, dünyamızı, dünyamızdaki tüm diğer habitatları kapsayan bir biz. 

İşte projemizin üçüncü ayağı da, bu tür bir yaşama pratiğinin tanıtılmasını içeriyor. İnsanı zenginleştiren, doğayı ve gezegenimizi koruyan, yaşayarak koruyan bir anlayışın tanıtılmasını. Bu anlamda geleneksel yelkenlilerin büyük rol ve işlevi olduğunu düşünüyoruz.