Sömürü Habitatı
Sömürü kavramı yıllar içinde klişeleşerek etkisini yitirmiş gözüküyor. Hatta artık günümüz sorunlarını açıklamada yetersiz olduğunu düşünenler bile var. Ya da çok yüzeysel kullanılıyor. Oysa zaman içinde yaşamlarımızın her alanına o kadar sinsice sızdı ki, bugün her zamankinden daha da önemli bir kavram. Öyle yerlere yayıldı, hayatımızın ve hatta canlılığımızın öyle boyutlarına girdi ki, giderek daha fazla boğulduğumuzu hissediyor, giderek daha sık farklı nefes alanları hayal ediyoruz.
Yeni Sömüren Sömürülen İlişkisi
Şöyle bir fark var ama artık. Sadece bir çalışan, bir işçi, köylü, yani mevcut düzenin emekçisi olarak sömürülmüyoruz. İşimizin dışında, boş zamanlarımızda da sömürülüyoruz. Dayatılan seçimlerle, yaşam tarzlarıyla ama özünde basit tüketicilere dönüştürülerek de sömürülüyoruz. Artık ne sadece eskisi gibi sömürülüyoruz ne de sömüren sömürülen ayrımı eskisi gibi net.
Sömürü, pek hoş olmasa da bir insan ilişkisi türü. İnsanı kaynağa dönüştüren bir ilişki türü. Tıpkı evcilleştirilmiş hayvanlar gibi. İlk kez karmaşık yerleşik toplumlarda görüyoruz sömürü ilişkisini. Kalabalıklaşma, ileriye dönük üretim, işbölümü ve hiyerarşilerle başlıyor. Başta geçim için sömürmeye başlıyoruz hemcinslerimizi, sonra da zenginleşmek için. Zamanla bu kaynak olanların sayısı artıyor, çoğunluğu oluşturuyorlar.
Uzun süre benzer şekilde kalmışsa da özellikle son üç yüz yılda teknoloji ve bilimin de desteğiyle farklı boyutlara ulaşıyor. Sadece üretimin temel öğesi olarak kalmıyor, yaşamın ekonomi dışındaki alanlarına da giriyor. Evimize giriyor, soframıza geliyor, yatak odamıza giriyor. İçimize giriyor, biyofiziksel süreçlerimiz, bedenlerimiz, hormonlarımız üzerinden yürümeye başlıyor.
Sömürü Bedenlerimizi Keşfetti
Bedenlerimizin biyofiziksel süreçlerini kullanarak, yani kandırarak tüketimi tetikleyebileceğini, abartabileceğini, bizi bağımlı kılarak ve sahte arzular yaratarak bunu paraya, haksız kazanca dönüştürebileceğini keşfetti. Sadece küreselleşmedi, bedenlerimizin içine girerek mikroskopik bir boyut üzerinden de çalışmaya başladı. Biz farkına varmadan, hissetmeden, telefonlarımızla, seyrettiğimiz filmlerle, bizde çeşitli arzuları tetikleyen faaliyetlerle, kısacası bedenlerimizi etkileyen her süreç üzerinden, sömürü hayatlarımızı tamamen ele geçirdi.
Artık sömüreni sömürülenden ayıran çizgi kayboldu. Artık sadece sadece emek sömürüsü yok. Sömürü tüketim ve yaşam tarzı üzerinden de gerçekleşiyor. Artık hayatlarımızın her alanına girmiş ve bizi bedenlerimiz üzerinden kontrol eden ve sömüren habitatlarda yaşıyoruz. Kocaman bir hayvan barınağını andıran, her alanı, her köşesi sömürü için evrilmiş bir habitat. Binlerce yıl önce temellerini attığımız yapay habitatın nihai şekli bu artık.
Antikapitalist Habitat Mücadelesi Şart
Hâlâ sömüren ve sömürülenler var, hâlâ kaynak olarak kullanılan bir çoğunluk ve kullanan bir azınlık var ama artık çözüm sadece bu azınlığı alaşağı etmek değil. Muhtemelen hiçbir zaman da değildi. Asıl mesele bu durumu ortaya çıkarmış habitatın kendisini hiçbir zaman buraya gelmeyecek şekilde tasarlamak. Yoksa aynı yere tekrar tekrar geleceğiz. Artık önümüzdeki hedef bu olmak zorunda. Bu yüzden de artık herhangi bir ekolojik hareketin, eylemin veya duruşun kendisini ekolojik olarak tanımlaması yeterli değil, aynı zamanda antikapitalist de olmak zorunda. Ya da kapitalizmin de ekolojik mücadelenin bir öğesi olduğunu kavramamız gerekiyor.
Sadece ağaç, çiçek, bakir doğa söyleminden ibaret olmamalı ekolojik mücadele. Ya da doğal ortamların bozulması, doğanın yok edilmesinden. Ekoloji dediğimiz şey tanım itibarıyla canlı organizma ile çevresi arasındaki ilişkilerin toplamı demek. Her canlı bir habitata doğar. Yani her canlı bir habitatla birlikte düşünülmeli. Her canlının bir biyolojisi olduğu gibi, bir ekolojisi de vardır. Dolayısıyla, ekolojik mücadele doğası itibarıyla ilk önce bir habitat mücadelesi olmak zorunda ve bugün bizim habitatlarımızın ana motoru kapitalizm. Yani kapitalizm sadece ekonomik değil, ekolojik bir olgu da. Bu yüzden de bugün karşı karşıya kaldığımız ekolojik krizlerle mücadele edeceksek bu krizlerin en önemli sebebinin kapitalizm olduğunu görmek ve dolayısıyla antikapitalist olmak şart.
Karşıt Habitat - Ekokültürel Habitat
Sorun, o halde, her şeyden önce bir habitat sorunu. Yapay habitat kendi içinde tam uyumlu bir sömürü habitatı. Ama bu ilk bakışta öyle. Yapay habitatın temel öğesi insanda bu uyumu göremiyoruz. Ne de habitatın dışı olarak görülen doğal habitatlarda. Büyük çelişki de burada.
İnsanların büyük kısmı bu habitata uyum sağlamış olabilir, daha doğrusu sürekli uyuşturulması gereken çeşitli streslerle, mutsuzluklarla birlikte yaşamaktan pek şikayetçi olmayabilir. Başka bir ihtimal olmayınca insan neyi kaçırmış olabileceğini de bilemiyor. Ama yapay habitat her şeye rağmen bu stres sorununu, yapısal mutsuzluk sorununu çözemiyor. Bu yüzden de bir kısmımız başka seçenekler arıyor ama bu seçenekler çoğu kez habitat tarafından ele geçirilerek dönüştürülüyor. Yine de direnmek, bu tür alanlar, karşıt habitatlar yaratmak ya da ileride bunlara dönüşecek bu sömürü habitatı karşıtı geçici nefes alanları oluşturmak mümkün.
Yukarıda belirttiğim gibi, genelde sömürüyü üretim bağlamında düşünmeye alıştırıldık. Oysa sömürü artık hiç beklemediğimiz alanlarda. Duygularımız ve fizyolojik süreçlerimizi kullanıyor. Bunlar artık yeni ekonomik kazanç yolları, kaynakları. Eskiden kaslarımızdı, sonra zihinsel süreçlerimiz, aklımız oldu. Şimdiyse hormonlarımız ve diğer fizyolojik süreçlerimiz. Bu yüzden de sömürü artık sadece fabrikada, atölyede, ofiste değil, diğer yaşam alanlarımızda, güya bize ait olması gereken boş zamanlarımızda ve bedenlerimizin içinde. Direnmemiz gereken ve bir şeyleri değiştirebileceğimiz alan tam da burası. Yoksa sonu yok bu gidişin.
Ekokültürel Habitatın Zorunlu Asgarisi Üç İlke
Bunun çözümü olarak bu proje en az üç temel ilkeye dayanan ve bizi, evrimimizin getirdiği doğal süreçlerimizle yeniden tanıştıracak ekokültürel habitat fikrini öneriyor. Buna nefes alanı da diyorum. Çünkü şu anda tüm dünyayı bu şekilde dönüştürmek mümkün değil. Ancak nefes alanları yaratabiliriz, ileride daha geniş habitatlara dönüşeceğini ümit ettiğimiz nefes alanları. Gelelim üç temel ilkeye:
1. Bedenselliğimizi devre dışı bırakan teknolojilerden uzak durmak. Teknoloji düşmanlığı değil, belli teknolojilerden uzak durmak, sorgusuz sualsiz her teknolojiye evet dememek. Bedenimizin doğal süreçlerini kısıtlayan, bunların yerini alan veya baskılayan teknolojilerden uzak durmak, bedenimizin zaten yapabildiğini değil yapamadığını yapan teknolojileri teşvik etmek.
2. Modern tüketim kültürünün, telefon, sosyal medya ve şimdi yapay zeka temelli iletişim ve etkileşim ağlarından uzak durmak, bunların üzerimizdeki kontrollerini sınırlamak. Doğal ve bedensel iletişimi canlandırmak.
3. Modern gösteriş ve tüketim kültürünün aşırı bireyselleştiriciliğinden uzaklaşarak insan evriminin doğal var oluş şekli olan ufak gruba geri dönmek. Ne aşırı kalabalık ortam ne de bunun panzehiri olarak sunulan çekirdek aile ve/veya tek başınalık.
Yani üç alanda dönüşüm: Beden, iletişim ağları ve temel sosyal birim. Toplumsal ve ekolojik sorunlarımızın en önemli sebebi, evrimimizin bu üç alanda geliştirdiği doğallığımıza ters habitatlarda yaşamaya zorlanmamız. Gelelim bunun Kayık1934'deki uygulanmasına.
