Çözüm Doğallığımızı Koruyacak Ekokültürel Habitatlar
Eğer ekolojik bir yanı, bir amacı olacaktıysa bu projenin, ilk önce bir ekolojik kültürün yeşermesini mümkün kılacak bir alan, bir ekokültürel habitat olmalıydı.
Ekolojik Çözüm
Tüm bu kafa yormalarım sonunda projenin ekolojik yanı farklı bir yere gelmişti. Şu çok açıktı: Ekolojik krizlerimiz sürdürülebilirlik veya yenilenebilirlikle çözülmeyecek kadar büyüktü. Mücadeleyi teknik çözümlerle sınırlamak ve konuyu tüketim kültürüne getirmemek bizi çözümden uzaklaştırıyordu. Neden tartışmalarda tüketim kültürü yoktu? Çünkü o zaman konu kapitalizme gelecekti. Yapay habitatı yürüten en son sistem olarak kapitalizmin ne kadar doğru çalıştığını sorgulamayan hiçbir ekolojik mücadele ciddiye alınamazdı. Samimi olsalar da çözüm sunmuyorlardı.

Bu tespitlerden sonra projenin ekolojik tavrı da hafif kalmıştı. Genel eğilime uyup ekolojik mücadele veriyormuş gibi gözükerek kendimi vicdanen rahatlatmakla yetinebilirdim. Ama etik olmazdı bu. Ekolojik duruşumu gözden geçirip projeyi bu sonuçlara göre adapte etmeliydim. Teorik adaptasyon kolaydı. Asıl zorluk, teoriyi somut bir uygulamaya dönüştürmekti.
Modern yaşama alternatif bir nefes alanı, farklı bir habitat fikri böyle belirdi. Madem sorun habitattı, içinde yaşamak zorunda olduğumuz habitatlardı, o halde çözüm de daha uygun bir habitat olmalıydı. Tek değildim burada. Kentlerden kaçıp arsa, ev, bahçe alarak kendilerine farklı bir habitat yaratmaya çalışanlar vardı. Ama bunlar kısmen biraz farklı nefes aldıran sığınak-habitatların ötesine geçmiyordu. Çünkü kaçtıkları habitatın temel işleyişine dokunmuyor, sadece olumsuz etkilerinin şiddetini azaltmakla yetiniyorlardı.
Kayığın sarmasını bitirdiğimde. Sancak kıç omuzluktan görünüş.
Temel işleyişi değişmeli, böylece olumsuzluklar hiç belirmemeliydi. Nasıl olacaktı bu? Bizi modern yapay habitatın zincirlerinden kurtaracak ve evrimsel doğallığımızla tekrar buluşturacak bir habitat yaratmalıydık. Yani milyonlarca yıllık yerküresel evrimimizle uyumlu bir habitat.
Kayık1934 İlk Önce Farklı Bir Habitat Olmalıydı
O halde Kayık1934 projesi de, bir mikro habitat olarak, yerküresel evrimimizin bizde yarattığı doğallıkla uyumlu ve bu doğallığın yeşermesine alan açan bir habitat olmalıydı. Eğer ekolojik bir yanı, bir amacı olacaktıysa bu projenin, ilk önce bir ekolojik kültürün yeşermesini mümkün kılacak bir alan, bir ekokültürel habitat olmalıydı.
Bunu her şeyden önce kendim ve benimle Kayık1934'ü paylaşacak olanlar için yapmalıydım. Evrimsel sürecine uygun habitatta yaşamak bir canlılık hakkıydı ve tam tersine zorlanmak da bence bir canlılık suçuydu. Hiç öyle büyük düşüncelere girmeye gerek yoktu. Mesele çok basitti: Yaşam, belli bir süreliğine yerkürede bulunmaktı ve bunu keyifli geçirmek hakkımızdı. Tüm canlılar böyle evrilmişti. Keyif aldıkları sürece bir şeyi doğru yaptıklarını anlıyorlardı. O bir şey her şeyden önce yaşamdı. Bu keyfin de birinci şartı evrimsel yapımıza uygun habitatta yaşamaktı.
Dolayısıyla Kayık1934 ilk önce bir modern yapay habitat değil, doğallığımızı kısıtlamayan, aksine daha da gelişmesini sağlayan bir doğal habitat olacaktı. Her ekolojik mücadelenin ilk hedefi bunu sağlamak olmalı. Çünkü sorun ilk önce yanlış bir habitatta yaşıyor olmamızdı.
Ege Üniversitesinde katıldığım sempozyumlardan birinde yapay habitatlar hakkında konuşurken

Farklı habitat illa doğaya dönüş olarak anlaşılmamalı. Önemli olan bu fotoğraftakine benzer doğal habitatlarda evrilmemiz sonucu ortaya çıkmış doğal süreçlerimizi zedelemeyen, baskı altına almayan yapay habitatlar kurmasını öğrenmek. Tabii bu büyük ölçüde habitatlarımızı doğallaştırmamız gerektiği anlamına geliyor.
Ekolojik Mücadele Antikapitalist Olmak Zorunda
Sürdürülebilirlik düşüncesi sorunluydu. Tek derdi daha temiz ve yenilenebilir enerji, minimum atık ve zararlı emisyonu kesmekti. Derdi, mevcut habitatların bize uymaması, yani evrimsel doğallığımıza aykırı olması değildi. Bu yüzden de ekolojik değil, ekonomik bir çözümdü. Ya da en iyi durumda kapitalistçe yürütülen bir ekolojik mücadeleydi ki, bu da muazzam bir ikilemdi. Çünkü insanı doğal yapısından uzaklaştırarak onu stresli bir habitatta yaşamaya zorlayan, onu mutsuzluğa mahkum eden bu habitatın motoru kapitalizmdi. Kapitalizmle mücadele etmeyen bir ekolojik mücadele özünde ekolojik kabul edilemezdi.
Bazı ekolojik yaklaşımlar, azınlıkta olsalar da, bu ikilemin farkındaydılar. Hâlâ meseleyi habitat sorunu olarak adlandırmıyorlardı ama en azından tüketim kültürünü, yani üstü kapalı şekilde kapitalizmi hedef alıyorlar, bununla uğraşmadan sorunun çözülmeyeceğini ifade ediyorlardı. Olumlu bir adımdı ama hâlâ eksikti. Hâlâ açık açık sorunun kaynağı kapitalizm diyemiyorlardı. Ama daha önemlisi, o tüketim kültürünü ve kapitalizmi ortaya çıkaranın bir habitat olduğunu, yaklaşık on bin yıl önce bizim başlattığımız bu yapay habitatlar olduğunu göremiyordular.
Yapay habitata dokunulmadıkça, aynı yaşam tarzı, bir süre kontrol edilse veya hatta ortadan kaldırılsa bile tekrar belirecektir. Çünkü bu habitatın doğası böyle bir sonucu getirmek zorunda. Dolayısıyla çözüm tüketimi kısmak değil, o tüketimi arzulatmayan bir habitat yaratmaktı. Farklı yaşamak olumsuzu kısmak veya sürekli olumsuza dikkat etmek değil, buna gerek kalmayacak şekilde yaşamak olmalıydı.
Ekolojik Tavrım Denizyıldızı Öyküsü
Sadece bir mini veya mikro habitat yaratmak yeterli olamazdı, bir değişim olacaksa, yayılmalı, bu tür başka habitatlar belirmeliydi. O yüzden ikinci amaç bu ekolojik yaklaşımı anlatmak ve yaymak olmalıydı. Yerküresel var oluşla uyum içinde yaşamak bir haktı. Doğallığımıza aykırı çarpık bir habitatın bizi sömüren sistemine kul köle olmaya zorlanamazdık.
Ayrıca bir de hem bu eziyeti çekecektik hem de birileri ceplerini dolduracaktı. Bu hiç kabul edilemezdi ve bunun mücadelesi de sadece sessiz sessiz çöp toplamak ve ayrıştırmak olamazdı. Ne de bireysel kaçışlar ve her şeye gözünü kapatan tuzu kuru spiritüalizmler.
Her şeyden önce yerküresel var oluşu öne çıkaran etik bir mücadele söz konusu olmalıydı ve bu da siyasi, ideolojik ve antikapitalist olmayı gerektiriyordu. Diğer tüm ekolojik mücadele yöntemleri kafa karıştırmaktan ve insanın kendisini kandırmasından başka bir şey değildi.
Tabii böyle konuşunca haliyle bu kadar ufak bir proje bunu nasıl başarabilir eleştirisi geliyor. İşte burada meşhur Denizyıldızı öyküsünü hatırlatmak istiyorum. Bilmeyenler için öykümüzün bir versiyonu şöyle: Bir fırtına sonrası kıyıya yüzlerce denizyıldızı vurmuştur ve küçük bir kız her birini denize kavuşturmaya çalışmaktadır. O sırada biri ne yaptığını sorar. O da "güneş yükseliyor, deniz de çekiliyor, eğer bunları denizle kavuşturmazsam hepsi ölecek", der. "Ama" diye yanıtlar adam "şu sahile bak, yüzlerce denizyıldızı var, hepsini kurtaramazsın, hepsinin yazgısını değiştiremezsin." Küçük kız kibarca dinledikten sonra bir denizyıldızını daha denize atar ve dönüp adama, "ama onun için fark etti, onun yazgısı değişti" der.
Öykü harika. Evet tam da buydu istediğim. Kayık1934 bu olmalıydı ama bir dakika, bir şey eksik geliyordu. Ya da bir sorun vardı öyküde. O zaman orijinal öyküyü aradım. Buldum. Loren Eiseley'in yazdığı öyküde önemli bir farklılık vardı. Kahramanımız ufak bir kız değil, yetişkin bir erkekti (gerçi kendi kızımı hatırlattığı için ben ilk versiyonu daha çok seviyorum). Yazarımız kumsalda bu adamı görür. Tıpkı ilk versiyonda olduğu gibi eleştirir ama uzun düşünmelerden sonra anlar ne yaptığını ve o da kumsaldaki denizyıldızlarını geriye denize atmaya başlar. Birken iki olurlar.
Neredeyse tüm versiyonlar bunu atlıyorlar. Sanırım öyküyü bireysel ve mucizevi bir erdemli kahraman şeklinde kurgulamak için bu ayrıntıyı atlamak gerekiyor. Oysa ben kahraman olmaya çalışmıyorum, mütevazı kahramanların sayısını arttırmak istiyorum. Kayık1934 projesi bu olacaktı. Amaç sayıyı birken iki, ikiyken üç yapmak, bu tür girişimlerin sayısını arttırmak olacaktı. Diğer seçenek hiçbir şey yapmamak. O da bana göre değil.
Hibrit Yaşamlar Yoluyla Modern Kapitalist Habitatta Çatlaklar Yaratmak

Başta toptan bizi ve yerküremizi sömüren yapay habitatları değiştiremezsek de kendimize ait zamanımızda direnebilir, farklı yaşama şekilleri sürdürerek hibrit yaşamlar yaratabilir ve zamanla bunları büyütebiliriz. Foto Dr. Varol Aydın. Fotoğraftaki grup Latmos Platformu'nun üyeleri.
Özünde bir çatlak yaratmak amacım. Yani mevcut modern habitatın insanları mahkum ettiği yaşam tarzına direnen bir çatlak, ekokültürel habitatların yeşereceği çatlaklar.
Modern habitatın sürmesi için çalışmak zorundayız, bu anlamda zincirlenmişiz bu habitata. Ama zincirin zayıf bir noktası var. Çalıştığımız süreye göre çok daha az olan, bize bırakılmış boş zaman, kendimize ayırdığımız zaman. Evet, habitata çalışmak zorundayız ama onun tüketim kültürünün dayattığı şekilde yaşamak, onun dayattığı yaşam tarzını bize ait zamanda da sürdürmek zorunda değiliz. Burada direnebiliriz. Habitatı ayakta tutan tüketime katılmak zorunda değiliz ve modern habitatı tüketim döndürüyor.
Bu direniş ve onu takip edecek ekolojik yeşerme haftada iki günden ibaret de olabilir, yılda toplam bir aydan da. Ya da biraz daha fazla. Fark etmez. Önemli olan, bu tür hibrit yaşamlarla başlamak, bu şekilde yaşayarak ekolojik açıdan sağlıksız bu yapay habitatlara bir panzehir yaratmak, bu sayede yaşamlarımızın bir kısmını, bizi zehirleyen ve bozan bu yapay habitatların dışında tutmak. Ve bunu zamanla bir ağa dönüştürerek genişletmek.
Teknolojik İkilemden Ekolojik Varlık Olduğumuzu Kavramaya
I. Ekolojik İkilemleri Anlamak
Bu elbette sadece farklı yaşayarak değil, farklı görerek ve düşünerek de olacak. Burada ikinci olmadan birincinin başarıya ulaşması çok zor. İlk kavramamız gereken, bir bakıma ekolojik varlık olmamızı sağlayacak ana şartımız evrimsel ortaya çıkışımızın inceliklerini kavramak. Canlıların evrimi alışıldık düşüncenin aksine her şeyi doğru şekilde düzenleyen bir akıl sürecinin sonucu değil. Çeşitli inişli çıkışlarla ve rastlantılarla bizi yaşadığımız habitatlarla bütünleştiren bir süreç. Ama bu süreç sırasında çeşitli yan gelişmeler ve özellikle de evrimsel ikilemler beliriyor.
Bunların arasında tüm canlılar için geçerli ve bizi acilen ilgilendiren en önemli ikilem, evrim sürecinden geçmemize rağmen bunun bilgisinin bizde otomatikman olmaması. Birçok şeyin bilgisi var. Örneğin, su sesini veya yeşil rengi enerji ihtiyaçlarımızı giderecek işaretler olarak algılıyoruz. Suyun hayatta kalma ve yeşilin yemek olduğunu biliyoruz. Ama içimizde evrimin nasıl çalıştığının bilgisi evrilmiyor. Bunu öğrenmek zorundayız ve denk gelirse sosyalleşmemiz sırasında ürettiğimiz çeşitli anlatı veya öykülerle yapıyoruz bunu.
II. Teknolojiyle Sınavımız
Çok önemli bir ikinci ikilem, doğal olarak teknoloji üretme becerimiz olmasına rağmen bunun uzun vadeli sonuçları üzerine düşünemiyor olmamız. Birinciyi yapabilecek şekilde evrilmişiz ama diğeri onu takip etmemiş. Elbette bunu da düşünebiliriz ama ancak öğrenerek olabiliyor bu. Kendiliğinden gelmiyor. Bu yüzden de teknolojilerin getireceği zararlara çok açığız.
En son yapay zeka teknolojisini ürettik, büyük bir sıçrama, ama yine olası olumsuz etkilerini tartışmadan, hiçbir tedbir almadan kullanıma soktuk. Yapay habitat da bundan yaklaşık on beş bin yıl önce bu şekilde ürettiğimiz bir karmaşık teknoloji. Bu teknolojiyi de olumsuz etkilerini düşünmeden kullanmaya başladık. O zamanlar bunu düşünebilecek bir kapasitemiz henüz yoktu ama şimdi farklı bir yerdeyiz.
III. Yapay Habitat Teknolojisi
Yapay habitat teknolojisi dikkat etmediğimiz takdirde insanda ve bizim aracılığımızla da yerkürenin doğal habitat ve süreçlerinde son derece ciddi hasarlara yol açabilecek kapasitede bir teknoloji. Bunu bilmiyorduk. Hâlâ da kavramış gözükmüyoruz. İnsan sadece biyolojik ve psikolojik bir canlı değil, aynı zamanda ekolojik bir canlı da. Bu tüm canlılar için geçerli. Çünkü her canlı bir habitatta var olmak zorunda. Biyolojik ve psikolojik olduğumuzu öğrendik. Ama ekolojik canlı da olduğumuz bize hâlâ yabancı bir düşünce ve bilgi.
Varlığımız sadece bedensel değil, dışımızla etkileşimler sonucunda çok daha geniş bir alan ve zamanı kapsadığı gibi ikinciyi, anlatıcı yaratıcılığımız sayesinde hem geçmiş hem de gelecek kurguları olarak şimdinin ötesinde büyütebiliyoruz da. Ama bunu boş versek bile, şu kesin: yerküredeki her canlı gibi biz de yersel/uzamsal anlamda habitatsal ve zamansal anlamda da evrimseliz. Hiçbir canlıyı bu ikisinden ayıramayız. Bu sebeple her canlı aynı zamanda evrimsel ve ekolojik bir varlıktır.
Tekrar insana geri dönersem, nasıl psikolojik yapımız bozulduğunda davranış bozuklukları gösteriyorsak, ekolojik yapımız bozulduğunda da davranış bozuklukları gösteriyoruz. Tek fark, ikincinin sonuçları çok daha geniş kapsamlı. Her teknolojinin ekolojik davranış bozukluğuna yol açma kapasitesi var ama yapay habitatlarda bu sorun kat be kat artıyor. Tüketim kültürünün ortaya çıkışı büyük ölçüde böyle bir ekolojik bozukluğa adaptasyon olarak görülebilir.
Bu ayrıntı Kayık1934'ün ekolojik yaklaşımında kilit önemde. Sadece bir nefes alanı değil, ekolojik görme ve düşünmeyi öne çıkaran bir alan olacak. Ekolojik yaşamak kadar ekolojik varlık olmayı, yani düşünmeyi de öğrenmek gerekiyor. Aksi takdirde, yerküremizle birlikte tamamen teknolojik ve kapitalist varlıklara dönüşeceğiz. Bu da muhtemelen şu ana kadarki yerküresel evrimin sonu olacak.
Ama şu anda o kadar uzun boylu düşünmemize gerek yok. Zaten evrimsel anlamda böyle bir doğal becerimiz de yok, öğrenmemiz gerekiyor. Diğer yandan, kendi bireysel keyfimizi bir araç olarak doğal becerimiz var. Keyif en önemli ekolojik yol göstericimiz. Ama burada bile çeşitli teknolojik araçlarla kandırılmaya çok müsaidiz. Yine de ilk önce buradan, kendi kişisel keyif ve mutluluğumuzun ekolojik açıdan ne anlama geldiğini öğrenmeye başlayıp oradan yerküremize destek olmaya girişebiliriz. İlk önce kendimizi çözmemiz ve kurtarmamız gerekiyor.
Böylece projenin ekolojik yanının evrimi de tamamlanmış oluyordu. Bir de tabii denizcilikle ilgili yanı vardı.
Böylece projenin ekolojik yanının evrimi tamamlanmış oluyordu. Biraz iddialı mı? Hiç sanmıyorum ama sonuçta bulunduğumuz koşullarda mevcut sisteme muhalif her girişim iddialı görünecektir. Neyse sonuçta güçlü bir ekolojik mücadele anlayışıyla denize inmeyi çıkmayı planlıyordum. Ama bir de projenin güçlü bir denizcilik yanı olmasını arzuluyordum, geleneksel denizcilik kültürünü bir doğal denizcilik anlayışıyla buluşturacak bir yanı. Bunu da kısaca Proje ve Öyküsü'nde açıklıyorum. Hemen Ekolojik Mücadele Anlayışımın Özeti'nin ardında. Ya da doğrudan Sakoleva Tırhandil ve Denizcilik Araştırmaları kısmına gidip okumaya başlayabilirsiniz.