WhatsApp Image 2022-02-08 at 17.44.20.jpeg

Mavi Yolculuk

Mavi Yolculuk yaptığımız yıllardan, çözünürlüğü pek de iyi olmayan eski bir fotoğraf, Odysseus 1970'ler. Sakin ve boştu o yıllar.

Bu bağlamda kısaca da olsa Halikarnas Balıkçısı'nın maviyle tanışmasına ve ilk mavi yolculuklara değinmeden geçmek olmaz.

 

Bugün muazzam boyutlara ulaşmış yat turizminin kökeni 1940'larda bazı aydınların başlattığı, gayet ilkel koşullarda yapılmış mavi keşiflere dayanır. 

 

Yat turizminin gelişimi kabaca üç evredir. İlk mavi yolcular; yetmişli yıllar da diyebileceğimiz, yat turizminin başladığı ama pek bilinmeyen 1965-80 dönemi; ve kitlesel yat turizmi. 

Mavi Yolculuk fikrinin yaratıcısı Halikarnas Balıkçısı adıyla bilinen Cevat Şakir Kabağaçlı, isim babası da Sabahattin Eyüboğlu'dur.

 

Balıkçı Güney'in mavi kıyıları, eşsiz doğası ve zengin tarihiyle ilk kez 1944 yılında Yatağan adlı motorsuz yelkenlisiyle tanışmıştır. Yanında Girit kökenli yakın arkadaşı Bodrumlu denizci Paluko (Mustafa Esim) vardır. 

Halikarnas Balıkçısı ve Maviyle Tanışması

Ege_Yata%25C4%259Fan_edited_edited.png

1940'lar Halikarnas Balıkçısı ilk kez Mavi'yi gezdiği Yatağan'ıyla.

Bodrum_Paluko_edited.jpg

İlk mavi yolculuk 1946'dadır. Sadece erkekler vardır. Keşif gezisi demişlerdir buna.

 

Ardından 1957'de kadınlar da katılmış ve giderek sıklaşmıştır. İlk katılanlar çoğunluk şairler, sanatçılar, entelektüellerdir. 

​Konfor neredeyse hiç yoktur. 1960'larla daha konforlu teknelere geçilmişse de, bugünle karşılaşıldığında hâlâ geridedirler. 

 

Halikarnas Balıkçısı'nın Yatağan'ı hariç tüm bu tekneler motorludur. 

Fanatikçe konfor karşıtı değildirler. Konfor istemektedirler. Ama temel öncelikleri değildir.

Aradıkları Güney'in sunduğu eşsiz doğal güzellik, tarih, hoş zaman ve sohbettir. Hareketlidirler. Özellikle Sabahattin Eyüboğlu'nun ölümüne kadar gezer, keşfeder, ufak seminer ve etkinlikler düzenler, entelektüel sohbet ve tartışmalarda bulunurlar.  Kayalara yapılmış resimler, 

başka izler bırakırlar geride.

İlk Mavi Yolculuklardan. En önde elinde bir pina tutan Paluko. Sol tarafta daha sonra uluslararası üne kavuşacak seramik sanatçısı Alev Ebbüzziya. Foto kaynağı eklenecek.

Başta Cevat Şakir olmak üzere, mavi coğrafyanın Antik Çağ'a kadar giden derinliğinden çok etkilenmişlerdir. Kendi dünyalarını, Anadolu'yu, bu geçmişe bağlamaktadırlar. Bugün hâlâ  tartışılmaktadır bu bağlantı.

 

Antropolojik açıdan bakıldığında, gezileri, kısa süreliğine de olsa farklı bir yaşam pratiği denemesi, sıradanın dışına çıkma girişimidir. Sadece basit bir tatil anlayışının yansıması değildir. Bu yaklaşım, bir kısmına göre, 1973'te Eyüboğlu'nun ölümünden sonra kaybolmuştur.

"Doğa çok güzel bir şey ama onun tadını iyice çıkarmak için biraz konfor da lazım. Yeter ki konfor doğayı saklamasın."

Erol Güney, 1946 "Keşif" gezisi ekibinden 

Yetmişli Yıllar - Proje Sahibinin Maviyle Tanışması

Yetmişli yıllar, Mavi Yolculuk geçmişinin pek bilinmeyen ikinci evresi, tam da Erol Güney'in istediği gibiydi.

 

Görece konforlu ilk mavi yolculuk tekneleri, o günün koşullarında lüks ama bugün "eh, idare eder" denecek tekneler belirmişti.  Bugünkü devlere göre epeyce ufaktılar.

 

Konfor doğayı örtmüyordu. Demirlenen koylarda insanlar kıyıya çıkıyor, doğayı, eski kalıntıları keşfediyorlardı.

 

Çok ışıklı ve sesli de değildi o dönemin tekneleri. Hatta her zaman "aman elektriği az kullanın, aküler boşalmasın" diyen biri vardı. Değil teknelerde elektronik araç bulmak, telsiz bile yasaktı.

 

Günlerce denizden sonra karaya çıkıldığında insanların ilk derdi, en kötüsünden de olsa gazete oluyordu ama çoğu kez o günün gazetesi akşam üstü geldiğinden bir gün öncekiyle idare edilirdi.

 

Şimdi cep telefonlarıyla bir dakika bile uzak değiliz haberlerden. .

20b.jpg

Proje sahibinin ailesinin Mavi Yolculuklara başladıkları Odysseus 70'lerin ikinci yarısında Çatı koyunda çalışırken.

WhatsApp Image 2022-02-11 at 15.59.07 (1).jpeg

Ben, proje sahibi, yetmişli yılları bilfiil yaşadım. Ailem 1972 yılında yukarıda görülen on altı metrelik yelkenliyi yaptırıp Mavi Yolculuklar düzenlemeye başlamıştı. İşimiz buydu. 

 

Teknemiz batı modeliydi ama Bodrum'da Erol Ağan yapmıştı. Üç metreyi aşan su kesimiyle iyi bir yelkenliydi. Çift ranzalı dört yolcu kamarası, iki duş-tuvaleti ve bir kocaman salonuyla lükstü o döneme göre.

 

1973'te çalışmaya başladı ve herhalde 74-80 arası Bodrum'dan Antalya'ya uzanan kıyı hattının en görünür ve en yoğun çalışan teknesiydi. Beş, altı ayı bulurdu çalışma sezonu sık sık.

 

1975'te katıldım kadroya ve yirmi yıl aralıksız parçasıydım. Tek değildim, zamanla sırayla kardeşlerim de katıldı. Aile işiydi. 

 

Sonra bir 14 m tırhandil, sonra bir 23 m bir uskuna aynakıç.  

 

Tırhandil gelince kaptan ihtiyacı belirdi.  Babama ek (Cihat Kurutaş) annem de (Aysun Enünlü) profesyonel kaptan oldu.

 

Meğer ilk kadınmış başvuran. Böylece Türkiye'nin ilk kadın kaptanı oldu. Ege'de bile ilk olabilir. Denizci bir sülalenin bireyi olarak olması gerekendi.

 

Sonra çok büyüdü mavi yolculuk sektörü. Yetmişli yıllar gibi düşük yoğunlukta ama tam ayarında bir dönem bir daha olmadı.

İskele_Bodrum_1970ler.jpg

1970'lerin sonuna doğru Bodrum Limanı. İrili ufaklı ilk Mavi Yolculuk tekneleri yağmur sonrası yelkenlerini kurutuyorlar. En uzun direkli olan Odysseus. Limanın en uzun direklisi olduğundan kolaylıkla bulurduk. Yelkenleri dakrondu, kurutma istemezdi. Foto: Kral Nalbantoğlu.

Doğacı Mavi Yolculuktan Modern Mavi Yolculuğa

Mavi Yolculuk gezilerinin ilk dönemi neredeyse tam da yukarıda anlatılmış olan Doğal Denizciliktir. Amaç doğa ve denizle buluşmaktır ve ilk yelkenliler ilkel olduklarından ve kullanıcıları da henüz hizmet sektörü elemanları olmadıklarından işler paylaşılmış, beraber çalışılmış beraber yenilip içilmiştir.  

 

Ama bu durum zamanla değişir, seksenlerden itibaren hem ciddi bir kitleselleşme belirir hem de doğa ve tarihe gitmenin yerini daha çok sosyalleşmek, pasif dinlenme, eğlenme ve yeme içme alır. Geleneksel yelkenlilerin yerlerini ya ahşap ya da fiber ve bir bakıma yüzen otel olarak tasarlanmış çeşitli boyda ve genelde motorla yol alan teknelere bırakır. Sonunda konfor, lüks özenticiliği ve tüketim baskın çıkmıştır.

 

Bu elbette tek seçenek değil. Modern tatilcilik ve sosyalleşmeden farklı bir anlayış, doğa ve insan birlikteliğini öne çıkaran arayış ve girişimler de var. Çok azlar, henüz başlangıç aşamasındalar, ama varlar. 

Turizm yöremizin ve bizim gibi birçok yörenin en büyük ve önemli sektörlerinden birine dönüştü. Modern yaşamın baskılarından kaçan insanlar için modern turizm geçici bir rahatlama, kendine gelme, pasif bir dinlenme aracı oldu. Bunların hepsi kabul edilebilir istekler ama modern turizm bunları sağlarken doğayı unuttu. Doğayı unuturken haliyle insanı da unuttu.

 

Maalesef sadece para kazanma amaçlı bir işe dönüştü ve bu iş doğaya zarar vermeye başladı. Turizmin doğaya daha duyarlı olması beklenirken tam tersi oldu ve turizm de doğaya, yani gezegenimize zarar veren sektörler kervanına katıldı. Buna bir de beraberinde gelen kontrolsüz yapılaşma eklendiğinde yöresel düzeyde bir felaketle karşı karşıya kalıyoruz. Oysa doğaya uyumlu bir hale getirilebilir.