Kayık1934 Ekolojik Ruhunu Buluyor
Bugün karşılaştığımız ekolojik krizlerimizin ardındaki ana sebebin modern insanın içinde yaşamaya zorlandığı yapay habitatın onu evrimsel doğallığından uzaklaştırarak hem bedensel hem de zihinsel olarak sömürgeleştirilmesi ve bundan kaynaklanan mutsuzluğu olduğunu düşünüyorum.
Ne Yapmak İstiyordum?

Başlamıştım kayığı tek başıma sarmaya. Yardımcılar tabii vardı. En başta da Özlem ama sonuçta "ustası" bendim artık bu kayığın.
Sağ olsun, bu sırada, proje sayesinde tanıştığım balıkçı ve tekne ustası arkadaşım Murat Gül, kendi imkanlarıyla Giresun'dan kalktı geldi ve on gün boyunca bana hızlandırılmış bir kurs verdi. Bu işteki yegane ustam oldu. Tabii on günde tekne ustası mı olunur, daha öğreneceğim çok şey vardı. Onları da kendim öğrendim. Ama sadece bu değildi öğrendiğim bu süreçte.
Bu işin teknik kısmıydı. Kayıkla baş başa kalınca projenin içeriğini de yeniden düşünmeye başlamıştım. Hâlâ bir geleneksel denizcilik yelkenlisi yapmak istiyordum. Sadece gövdesiyle değil, yelken armasıyla, her şeyiyle ve motorsuz.
İkinci amacım, bu yelkenlide modern yaşama alternatif bir yaşam tarzı seçeneği sunma fikrim de hâlâ canlıydı. Ama bir derdim vardı. Bu ikisi de nostaljik amaçlar olarak algılanıyordu. Oysa tam bu değildi kafamdaki. Özellikle de modern yaşama alternatif yaşam tarzı sunma kısmı. Bunu netleştirmem gerekiyordu. Tekneyi yapmaktan daha fazla zorladı bu kısım. Biraz uzun olacak ama anlatayım buradaki keşif sürecimi.
Amacım Nostaljik Bir Proje Değil
Nostalji deyince akla geçmişe özlem geliyor, huzurlu, güzel ama artık kaybolmuş bir geçmişe. Bana göre bu bir duygusal kaçış. Böyle bir derdim yoktu. Bir geçmişin peşinde değildim. Tam tersine derdim şu anda bir şeyler yapmaktı.
Ama nostalji de her yerdeydi. Neden böyleydi? Sormadan edemedim. Eşelemeye başladım. konuyu ve bir de baktım özlem geçmişe değil, tanıdık yaşama, insanın kendini en huzurlu hissettiği yere, bir yuvaya, kısaca en tanıdık olanaydı. Kısacası bir habitata özlemdi. Geçmişe özlem olarak algılıyorduk, çünkü nedense o habitat hep geçmişteydi.
Peki, neden böyle bir habitat özlemi vardı? Yoksa şu anda yaşadığımız habitatta mutsuzduk da o yüzden mi hep başka bir habitatın özlemiyle yanıp tutuşuyorduk, bizi daha mutlu kılacak bir habitatın?
O dönem sadece kayık değildi üzerinde çalıştığım. Ege Üniversitesinde ekoloji, antroposen ve risk toplumu konularıyla ilgili iki ayrı sempozyuma da davet edilmiştim. Tesadüf ya, habitat da bu sempozyumlar için kafa yorduğum ana konuydu. Ellerim ağaçlarla uğraşıyordu, onlara şekil verip çakıyordum. Kafamsa bu konularla meşguldü. Proje iki türlü şekilleniyordu ve galiba kayık kolay olandı.

Ege Üniversitesinde katıldığım sempozyumlardan birinde yapay habitatlar hakkında konuşurken
Nostaljik Habitattan Modern Habitata Geçiyorum
Benim üzerinde uğraştığım habitat, nostaljik habitat değil modern toplumun habitatıydı. Ama bu ikisi arasında bir ilişki var gibiydi. Nostaljik habitat içinde yaşadığımız modern habitatın hayali karşıtıydı sanki. Bazı çocukların hayali oyun arkadaşları olur ya, bu da ona benzer bir şeydi, modern yetişkinin hayali oyun arkadaşı, özlemle andığı hayali habitatıydı. İlginç bir ilişki yakalamıştım. Nostaljik habitat bir boşluğu dolduruyordu.
Nostaljik habitatın modern habitattan kaynaklanan bir soruna çözüm olduğu belliydi. Neydi bu sorun? Stres. Biraz inceleyince, modern habitatın insan bedeni üzerinde muazzam stresler yaratan bir habitat olduğu görülüyordu. İşaretler ortadaydı ama o kadar içselleştirmiştik ki bu habitatı, o kadar normalleştirmiştik ki, ne kadar stresli olduğunu algılayamıyorduk.
Modern Habitatın Stresi

Bir yandan da tekneyi yapıyordum. Yapım boyunca en istikrarlı yardımcım Özlem'di. Yılların finansçısı yavaş yavaş başka bir insana evrildi. Tam da burada anlattığım gibi :)
Neden bu kadar stresliydi modern habitat? Neydi bu stresler. Başlıca stres kaynaklarından birkaç örnek vereyim. Örneğin değişim. Modern toplumdaki değişim o kadar süratli ve yaygındı ki, ne yaparsak yapalım, parçası olduğumuz, olmak için çabaladığımız habitat bir süre sonra şekil değiştiriyordu. Bizi sürekli çevremize yabancılaştıran daimi bir girdabın içindeydik. Ama bu garip bir girdaptı. Bir yandan da giderek monotonlaşan, aynılaşan, rutinleşen bir dünyanın içine çekiyordu. Her gün aynı şeyleri, giderek aynılaşan faaliyetlerle tekrarlatan, bizi giderek birbirimize benzeten bir girdap. Daimi değişim ile daimi aynılaşmanın aynı anda yer aldığı bir yerdi modern habitat. Bu modern habitatın bizi herhalde en zorlayan kısmıydı ama dahası vardı.
Örneğin, bir gündüz hayvanı olmamıza rağmen kendimize ayırdığımız zamanlarımız çoğunluk gecelerdi. Neden hayatımı gündüz yaşayamıyordum, istediklerimi, beni mutlu eden şeyleri gündüz yapamıyordum da gecelere, karanlık saatlere, bedenimin kendini kapattığı saatlere sıkıştırmak zorundaydım?
Neden böyleydi bu? Çünkü çalışmak zorundaydım. Bu habitatın, bizim icadımız olan ve bu yüzden de doğal habitatın karşıtı anlamında yapay habitat olarak adlandırmamız gereken bu habitatın sürebilmesi için bizim çalışmamız gerekiyordu. Doğal habitatlarda yaşayan canlıların bunu yapması gerekiyordu. O yüzden de muhtemelen tek örnektik bu konuda.
Herkesin çalışması gerekiyordu. Gündüzler bunun içindi. Sağlıklı, uyumlu ve keyifli bireyler olmamız için gerekli gündüz saatlerini habitatın sürebilmesi için kullanıyorduk. Çalışmazsak habitat yoktu. Basit bir çalışma da değildi bu, büyük bir fedakârlıktı. Hayatımızın en önemli kısmından, gençliğimizden vazgeçiyorduk. En az kırk yıl, sabahtan akşama, haftada elli, altmış saat habitata çalışıyorduk. Böyle garip bir durum vardı. Acaba o yüzden mi emeklilik hayalimiz hep güneşli, hep boş, hep tembellik oluyordu?
Tüketim Kültürü: Modern Mutsuzluğun Ağrı Kesicisi
Kalabalık ve sıkışık habitatlarda yaşıyorduk, sadece insanlarla değil, nesnelerle de sıkışmış bir dünyada. Her gün tanıdıklardan çok yabacılarla iletişime geçmek zorundaydık. Çevreyle en önemli etkileşim aracımız bedenselliğimiz giderek kaybolmuştu. Cinselliğimiz, her canlı gibi bizim de en önemli yanımız olan cinselliğimiz sürekli baskı altındaydı ve giderek zayıflamış, garip bir tatmin ve bizi kontrol aracına dönüşmüştü. Çevremiz doğal olmayan aşırı ses, ışık, ve bir de son zamanlarda elektromanyetik dalgalarla, ağır metallerle, plastikle, tarım ilaçlarıyla ve koruyucularla doluydu.
Bedenlerimizi mutsuz kılan, kimi hayati tehdit, bir dolu fizyolojik ve psikolojik stres kaynağıyla sarılmıştı yaşamlarımız. Böyle bir dünyada, böyle bir habitatta nostaljik olmayacaktık, huzurlu ve tanıdık bir yere özlem duymayacaktık da nerede duyacaktık? Bedenlerimiz çaresizlik ve mutsuzluk içinde bu stresli habitatı reddediyor ve evrildiği habitatı arıyordu.
Yine de var olabiliyorduk. Nasıl? Tüketimle. Yani nesneler ve alışverişle. Sinir mi oluyorsun sabahtan akşama çalışmaya, bu rutinsel dünyaya, arzuladığın gibi yaşayamamaya, git bir şeyler satın al. Anlam krizine mi düştün, ye, iç, gez, abart, kocaman arabalarla, evlerle, nesnelerle avut kendini, sinirini, sıkışmışlığını, özlemini bu şekilde bastır, stresten bu şekilde çık, sana verdikleri paraları bu şekilde harca. Böyle rahatlıyorduk, geçici de olsa böyle huzur buluyorduk bu stresli yapay habitatlarda.
Bedel Çok Büyük
Çalışıyordu da bu tüketim olayı. Stresi düşürüyordu ama bir sorun vardı. Kalıcı değildi. İlacın etkisi bir süre sonra geçiyor, tekrar tekrar almak gerekiyordu ve giderek artan dozlarda. Ve sonunda bir tür madde bağımlılığına dönüşüyordu. Aslında amaç da bu değil miydi? Bağımlı olalım ki, tüketim ve üretim artsın, daha fazla alışveriş olsun. Sistemin yakıtı bizdik, bizim eziyetimiz ve stresimizin sürekli uyuşturulması ihtiyacı besliyordu sistemi. Ama bu da enerji ve kaynak ihtiyacını giderek arttırıyordu ve insan da giderek sadece bir tüketiciye dönüşüyordu. İkinciyi pek takan yoktu ama birinci sorundu. Çünkü sonunda yerkürenin doğal işleyişini ve süreçlerini bozmaya başlamıştık. Bu sorundu.
Daha da acısı, daha da büyük sorun, yerküremize böyle bir bedele rağmen biz insanların sorunlarında da bir azalma yoktu. Ne günlük haberler ne de son on bin yıllık tarihimiz giderek daha uyumlu bir dünyaya giden bir insanlık göstermiyordu. Habitatı ayakta tutuyorduk ama karşılığı bize mutluluk olarak dönmüyordu. Günlük yaşamlarımızı rahatlatan teknolojilerde ilerliyorduk ama toplumsal sorun ve krizlerimiz yok olmadığı gibi, bunlara bir de iklim krizini ve diğer ekolojik krizleri eklemiştik.

Ekolojik Sorunumuzun Özeti
Kayığı sarma süreci sonunda sona ermişti. Bordalardan sonra parampetleri de bitirmiştim. Daha yapacak işler vardı ama marangozluk sürecinin iyice sonuna gelmiştim. Buraya uzun uzun yazdığım ekolojik aydınlanmamın da sonuna ulaşmıştım. Nostalji derken modern habitatla karşılaşmış ve ekolojik krizlerimizin ardındaki asıl sorunu görmüştüm. Ne yapacaktım bununla? Kayık1934 projesiyle nasıl birleştirecektim bunu? Birleştirmem gerekiyor muydu?
Sorun ortadaydı. Kendi kurduğumuz habitatlarımız, yapay habitatlarımız, bizi mutsuz ediyordu. Çünkü bu habitatları sürdürebilmek için evrildiğimiz doğal özelliklerimize aykırı yaşamamız gerekiyordu. Ama bedenlerimiz buna direndiğinden bu ikilem bize stres ve mutsuzluk olarak dönüyordu.
Daha da ilginci, yaklaşık on beş bin yıl önce temelini attığımız bu yapay habitatların yakıtı artık neredeyse tamamen bizim mutsuzluğumuzdu. Ne kadar mutsuzsak tüketim ve ardından da üretim o kadar artıyordu. Mutlu olsak, yani bu habitatlardan gerçekten keyif alsak böyle bir tüketim kültürü de var olamayacaktı. Ana işleyiş böyle olunca, yapay habitatta bu işleyişe en uygun sisteme, yani kapitalizme evrilmişti.
Ama beklenmedik bir sorun belirmişti. Tüketim arttıkça yerküremizin alışıldık işleyişi de bozuluyor, biz de dahil birçok canlının rahat yaşayamayacağı bir yere dönüşüyordu. Sadece yerküremiz mi? Onunla birlikte biz insanlar da bir tür olarak bozuluyor, bu yapay habitatlarda evrimimize aykırı şekilde yaşamak zorunda kaldığımızdan doğal özelliklerimizi yitiriyorduk. Bu da bizi giderek uyumsuz ve tehlikeli bir türe dönüştürüyordu. Aslında sadece doğal özelliklerimizi yitirmek değildi sorun. Asıl mesele doğallığın dışına çıkmak, yapay habitat tarafından giderek çıkmaya zorlanmamızdı. O halde çözüm de aşağı yukarı belliydi: Bunu önleyecek şekilde, bunu önleyecek habitatlarda yaşayacak, doğallığı korumaya, onun içinde var olmayı sürdürecektik.
Çözüm Doğallığımızı Koruyacak Ekokültürel Habitat bölümüyle devam etmek için.