Kullanırken Ekolojik Olmak
"Bir nesne yaparken veya bir eşya satın alırken bu eylem sadece karbon veya ekolojik ayak izlerinin en aza indirilmesiyle sınırlı kalmamalı... Bir bağımlılık ilişkisine mi yol açıyor, yoksa yeni kapılar mı aralıyor? ... Bir nesne veya eşyadan alınan mutluluk öyle olmalı ki, kendi rolünü önemsizleştirsin, mutluluğumuzun kaynağı o değil, onun üzerinden yaşadığımı ilişki olsun. Faaliyetlerimizde de bu ilkeye bağlı kalacağız."
Kayığımızı ekolojik yaptık da iş burada bitmiyor. Maalesef çoğumuza bu kadarı yetiyor, ikinci aşamaya geçmiyoruz. Bu ekolojik çevrelerde de yaygın. Oysa bir nesnenin kullanımının da ekolojik olması da son derece önemli. Meselenin bu yanı daha karmaşık ve en başta hem yerküremizin hem de insanın aleyhine sinsice çalışan bir sürece karşı durmak gerekiyor.
İlk önce basit günlük faaliyetlerimizden başlayacağım. Ardından daha kafa karıştırıcı bir konuya gireceğim, modern gösteriş ve tüketim toplumunun neredeyse en ekoloji karşıtı yanı olan nesneleştirilmiş faaliyet konusuna. Ekolojik mücadele en başta burada yürütülmeli.
Teknik Nesneler Açısından
Motor yok, jeneratör de düşünmüyorum. Rüzgarla yol alacak. Yelkenle ve yelkenler de, yani arma da modern olmayacak. Eski usul. Bez yelkenler, kendir halatlar, ahşap makaralar.
Irgat mekanik olacak. Elektrikli araçlar zorunlu minimumda kalacak. Elektronik araçlarsa muhtemelen olmayacak. Yine de az da olsa elektriğe ihtiyacımız olacak. Kayık yüz yıl öncenin yelkenlisi olacak ama katılımcılar bu zamandan. O yüzden biraz elektrik üreteceğiz. Güneş panelleriyle.
Temel ihtiyaçlar alanında tabii bir modern tuvaletimiz olacak. Ayrıca mecburen pis su tankı. Bir de temiz su tankı. Ama ne mutlu ki, motor olmadığı için mazot tankı olmayacak. Dolayısıyla yıllık bakım dışında karbon yükümüz epey az olacak. Az bir şey de demir atmanın getirdiği ekolojik yük ama burada da elden geldiğince duyarlı olacağım.
Yeme İçme ve Günlük İhtiyaçlar Açısından

Gelelim yeme içme ve günlük faaliyetlere. Aşırı su tüketimine hayır. Ses ve ışık kirliliği de olmayacak. O çevreyi paylaştığımız diğer canlıların yaşam alanlarına saygı. Bizden önce onların oraları.
Yeme içmede ayar önemli. Hem tüketilen malzeme hem de üretilen atık anlamında. Son zamanlarda yeme içmeyi karın doyurma ve biraz da keyif almanın ötesine taşıyıp hava atma faaliyetine dönüştürdük. Gösterişçi tüketime hayır. İsraf ve atığı arttırıyor. Bu arada işin organik boyutunu da unutmayalım. Biz de bedensel atık üretiyoruz. Kaçınılmaz. O da tüketimle orantılı. O yüzden gereksiz ve zararlı tüketimden kaçınmak önemli.
Mavi Yolculuk gezilerinde yeme içme bir zamanlar çok daha doğal düzeydeydi. Henüz bir prestij sembolüne ve tüketim aracına dönüşmemişti deniz gezileri.
Faaliyet ve Kullanım Açısından Ekolojik Olmak
Şimdi günlük ihtiyaç temelli nesne ve faaliyetlerden daha çok seçime dayanan diğer faaliyetlere ve daha da önemlisi zararı ve olumsuzu azaltmaktan yararı ve olumluyu arttırmaya geçelim.
Bir önceki Motorsuz Ekolojik Yelkenli giriş sayfasında belirttiğim gibi, ekoloji deyince aklımıza hemen doğa ve onunla uyumlu olmak, ona en az zararı vererek yaşamak geliyor. Kısmen doğru diyebiliriz, eğer doğa yerine habitat kavramını koyarsak. Aynı şey değil mi? Tam değil.
Ekoloji canlıların habitatlarıyla ilişkilerini inceler; canlı habitat ilişkisidir. Bu ilişkiler karşılıklı etkileşimlerle yürür ve uzun vadede her zaman bir değişim söz konusudur ama kısa vadede dinamik, yani yine sürekli değişen ama görece değişmiyormuş izlenimi veren dengeler vardır. Sanki her şey dengedeymiş gibi gözükür. Buna bakıp bir uyum olduğunu söyleriz. Oysa zaman içinde değişen bir akış vardır. Dolayısıyla, her habitat sonsuza kadar aynı kalmasa da görece kısa sürelerde gözlemlenebilecek bir doğal işleyişi vardır.
Ekolojik olmak bu ilişkileri anlamak ve elden geldiğince bunlarla uyum içinde yaşamaktır. Yani var olduğun habitatın bu dinamik işleyişlerini bozmadan ve akışa uyarak yaşamak, sürdürmek.Tanım bu olunca, ekolojik faaliyet veya bir nesnenin ekolojik kullanımının ne olması gerektiği de netleşiyor. Bir nesne ekolojik yapılabilir ama ekolojik kullanılmayabilir. Ekolojik olması için bu ikisinin de olması gerekiyor.
Binanızı ekolojik yaptınız, karbon ayak izini ve diğer tüm izleri dikkate aldınız ama sonra öyle faaliyetler yapmaya başladınız ki, kullandığınız ürünlerin bir kısmı Afrika'dan, bir kısmı da Uzak Doğu'dan, içeride aşırı enerji tüketen teknolojilerle destekli faaliyetler, binanıza sık sık gelip giden kitlenin profili de keza öyle, dünyanın içine eden işlerle uğraşıyorlar, sonunda iz miz kalmaz, hepsi tavan yapar ve bu bina da ekolojik olmaz. Ne kadar geri dönüştürülmüş bardak kullanırsanız kullanın.
Faaliyetin Nesneleşmesi (ve Metalaşması)
Bir süredir çok daha sinsi bir gelişme var modern dünyada: Faaliyetlerin nesneleştirilmesi. Örneğin, turizm, seyahat, eğlence, yeme-içme vb gibi kâr amaçlı nesneleştirilmiş faaliyetler giderek yayılıyorlar. Tam olarak ne demek istiyorum burada?

İnsan yapımı nesneyi faaliyetten ayıran en önemli özellik nesnenin kalıpsallığıdır. Belli bir işlev için olduğundan sınırları bellidir. Faaliyet kalıpsal değildir, çok daha fazla doğaçlama içerir. Baştan belli bir işlev için bile olsa o orijinal işlevden çok farklı bir şeye dönüşebilir. Bir nesneyi tasarlandığı şeyin dışında kullanmak genelde belli bir zorlamaya, sınırlarının dışında kullanmaya dayanır. Faaliyet, eğer nesneleşmediyse böyle değildir, tamamen farklı bir yere akıp gidebilir. Faaliyetin nesneleştirilmesi tam da bunu değiştirir. Buna artık tam anlamıyla bir faaliyet değildir. Ama gerçek bir nesne de değildir. İkisinin arası, faaliyet görünümlü nesnedir diyebiliriz.
Çeşitli özelliklerle gelir bu yeni faaliyet türü. Ekolojik tartışma açısından önemli olduklarından çok kısaca sıralayayım bunları:
-
Paraya dönüştürülebilir. Kişi parasını ödeyerek belli kalıplar içinde tasarlanmış bir faaliyet satın alabilir.
-
Nesneleştirilmiş faaliyetlerin neredeyse tamamı kapitalizmin stresli iş ve yaşam koşullarının etkisini azaltmaya yöneliktir. Bu bir iyi niyet sonucu ortaya çıkmamıştır. Kapitalist burada kazançlı bir sektör, insanların eziyetini paraya çevirme fırsatı görmüştür.
-
Nesneleştirilmiş faaliyet kalıpsal, tektipleştirici, vasatlaştırıcı ve bireyselliği özendiricidir. Yaratıcılık, özgünlük ve kendiliğindenlik sınırlandırılmıştır. Kalıpsal olduklarından bir virüs gibi süratle çoğalabilir, bir kültürden diğerine rahatlıkla geçebilirler.
-
Bu faaliyetler gösterişçi tüketim nesnesi olarak sunulurlar. Aslında kitlesel niteliklerinden dolayı gösterişçi tüketim nesnesi olmamalıdırlar. Normalde herkesin ulaşabildiği bir faaliyet gösterişe yaramaz. Ama ilginç olan da budur: Nesneleştirilmiş faaliyet böyle bir duygu yaratma kapasitesiyle gelir. Bu kısmen veya tamamen yanıltıcı ve kafa karıştırıcı reklam kampanyalarıyla başarılır.
Kapitalist Tüketim Kültürünün Yeni Taktiği: Keyif Bağımlılığı
Gelelim nesneleştirilmiş faaliyetin en önemli özelliğine: Bedensel keyif süreçlerimizi, yani bedenimizin keyif hissetmeyi sağlayan biyokimyasal süreçlerini tetikleyerek bizi daha fazla tüketmeye teşvik ederler. Bu pek de etik bir eylem değildir. Bedenimizin binlerce yıl doğal habitatlarda evrilmiş biyokimyasal süreçleri farklı bir amaç için kandırılmaktadır. Bedenimize keyif duygusu veren renkler, kokular, görüntüler, davranışlar vs'nin kullanılmasıyla daha fazla tüketime yöneltiliriz.
Bu sırada keyif dediğimiz şeyin işlevi de sekteye uğrar. Çevremizde olumlu olanı ayırt etme aracımız olan keyif bu kadar sık kullanılınca, sonunda araç olmaktan çıkar bir amaca dönüşür. Böylece faaliyetin içeriği önemini yitirir, sadece keyif almadan gelen tatmin öne çıkar. Bir bağımlılık ilişkisi doğar ve herhangi bir uyuşturucu gibi aranılır olur.
Modern yaşamın kapitalist tüketim kültürü buna dayanmaktadır. Keyif duygusunun faaliyetin kendisinden sadece kültürel değil, biyokimyasal anlamda da kopartılarak alınıp satılabilen bir metaya dönüştürülmesi artık olumluyu olumsuzdan ayırmamızı da olanaksızlaştırmıştır. Keyif almaya bağımlı kılınmış modern insan için, dozunu aldığı sürece bunu sağlayan faaliyet veya eylemin ne olduğunun bir önemi kalmamıştır. Bu son derece tehlikeli bir gelişmedir. Zaman içinde modern insanın kendisini de nesneleştirir, ki bu süreç kısmen başlamıştır.
Ekolojik Faaliyet
Sorunu kavrayınca çözüm de kendini belli ediyor. Ekolojik olmaları için faaliyetlerimizin nesneleşmesini engelleyeceğiz. Çünkü nesneleşmiş faaliyetler doğrudan tüketimi tetikliyor ve bu da enerji ve atık artışı demek. Ama iş orada bitmiyor, alan işgali de artıyor; diğer canlıların yaşam alanlarından çalıyoruz. Çünkü faaliyetlerin bile nesneleştiği bir dünyada enerji kadar alan ihtiyacı da giderek artıyor. Ve tabii son olarak da giderek insanın kendisi bozuluyor, hatta nesneleşiyor. Tüketici bir özne olarak bir kapitalizm nesnesine dönüşüyor. İnsanken tüketici, özneyken nesne oluyor.
Ekolojik olmak, olumsuzu azaltmak kadar olumluyu da arttırmak ya da olumsuzu olumluya dönüştürmenin yolunu bulmak da olmalı. Ekolojik olmak sadece zararın azaltıldığı pasif bir eylem değil, yararın da artırıldığı aktif bir eylem olmalı.
Kayığımızın Faaliyetlerinin Ekolojik Katkısı
Paylaşılan Bir Nesne Olarak Ekolojik Katkısı
Bir nesnenin aşırı enerji tüketimi ve atık yaratması sorunlarını artık yeterince farkındayız. Bunu önemsemiyorsak bu bizim ne kadar etik olup olmadığımızla ilgili bir durum. Buna ek, sık sık gözden kaçan üç ekolojik sorun daha olduğunu belirtmiştim Motorsuz Ekolojik Yelkenli giriş sayfasında: ölçek, yer kaplama ve insan mutluluğu.
Her nesne bir yer tutar. Örneğin, bir arabanız varsa bir yer kaplar. Sadece kullanmadığınızda değil, kullanırken de. Onun için yollar ve park yerleri gibi alanlar yapılır. Bunların hepsi enerji ve atık demektir ama bir de yer işgali ve kalabalıklaşmadır. Kalabalıklaşma da bir ekolojik olumsuzluktur ve sadece insan nüfusunun artışıyla olmaz. Nesneler de kalabalıklaşmanın insan kadar önemli bir öğesidir. Nesnelerin kapladıkları alan da diğer canlıların alanlarından gelir. Bu durumu nasıl çözebiliriz, bununla nasıl uzlaşabiliriz?
Nesnelere ihtiyacımız var. Özellikle de bu kadar kalabalık topluluklarda yaşamak için. Ama aşırı üretimi yine de sınırlayabiliriz. Evet, tüketim değil, üretim dedim. Aşırı tüketim aynı zamanda aşırı üretimdir. Bir şeyi satın alırken olduğu gibi bir şeyi üretirken de bu ne kadar gerekli diye sormalıyız. Bu sorunun yanıtı zor. Herkes kendine göre bir gereklilik icat edebilir ve dürüst değilseniz bunun tartışması uzar da uzar. Ben bu proje için şöyle yanıtladım bu soruyu:

Bu yelkenliyi yapıyorum. Bu nesneyi ya tek başıma kullanabilirim ya da paylaşabilirim. Eğer paylaşırsam bu yelkenlinin faaliyetlerinden daha çok kişi yararlanacak veya keyif alacak. Bu durumda, sırf yararlanan kişi sayısı açısından baktığımızdan bu nesnenin, yani yelkenlimizin birey veya faaliyet başına ekolojik yükü onu paylaşmamdan dolayı azalacaktır.
Ben de baştan beri kayığımızı, yelkenlimizi tam da böyle bir nesne olarak düşündüm. Ortak kullanılan, paylaşılan, birlikte keyif alınan bir nesne. Ufak bir habitat olarak eş derecede ufak bir topluluğa karşılık gelen ve dolayısıyla da daha ekolojik bir nesne.
Denize indikten sonra yukarıdakine benzer kendi fotoğrafımıza koyana kadar bizim faaliyetlerimize benzer bu fotoyu bulduk. Foto Luca Franzi. .
Bir Habitat Olarak Ekolojik Katkısı
Elbette faaliyetlerimizde enerji tüketimine ve atık miktarına dikkat edeceğiz. Ama bu sorunun en kolay kısmı. Aynı zamanda en zor kısmı da, eğer bu ikisinin sebep değil sonuç olduklarını göremezsek, sanki çözüm sadece bunlardan ibaretmiş gibi takılıp kalırsak. Yok, eğer görürsek, o zaman asıl hedefimizin insan olduğunu kavrarız. Enerji tüketimini de atığı da yaratan insandır.
Çok güzel ama tam bu da değil. Bir önemli ayrıntı daha var. Bu insan bir habitatın, bir yaşam alanının içinde ve bu kendi kurduğu bir habitat, doğal olarak yerkürede var olmayan yapay bir habitat. İnsan ürünü kocaman bir nesne ve insan, yani modern insan bu habitatla etkileşimde, tüm olumlu ve olumsuz davranış kalıpları bu etkileşimlerin sonucu. Ama bu yapay habitat tek büyük bir parça değil, içinde çeşitli ölçeklerde birçok başka habitat da var.
Dolayısıyla, insanı, modern düşüncenin bize dayattığı soyut bir insan kavramı üzerinden değil, bir habitatla ayrılmaz ilişki içinde olan bir insan kavramı üzerinden düşünmemiz gerekiyor. Yani sadece insana değil, parçası olduğu habitatın kendisine de yoğunlaşmalıyız.

Eski Bodrum yelkenlilerinden, motorsuz bir iş kayığı
Bu binlerce yıl önce kurduğumuz yapay habitat nesne ve teknolojisine baktığımızda, bugün gelinen noktada modern insanın mutsuzluk sorunuyla, yapay habitatlarımızın son versiyonu olan kapitalist modern versiyonun yarattığı daimi stresli hayatla karşılaşıyoruz. Eğer bir ekolojik girişim bu konuya el atmıyor ve yaptığı veya kullandığı nesnenin faaliyetlerinde bu sorunu çözecek bir girişimde bulunmuyorsa kesinlikle ekolojik bir girişim değildir.
Modern insanın sorunu, eğleneceği ve modern tüketim alışkanlıklarını aynen sürdüreceği boş zamanının olmaması değil. Modern habitat yeterince boş zaman sağlıyor, sağlaması gerekiyor. Sorun, bu boş zamanda kullandığı nesne ve faaliyetlerin modern bireyi bu stresli habitata daha da fazla bağlaması. Böylece sisteme köleliği sürüyor. Bu boş zaman faaliyetlerinden biri de modern turizm.
Bir nesne olarak kayığımız, yelkenlimiz modern yaşama mahkum olmamamızı önleyemez. Ama en azından modern yaşamın bize bıraktığı boş zamanımızı doğallığımızla uyum içinde, en az stresle yaşayacağımız bir nefes alanı sunabilir, zihinsel ve bedensel doğal döngülerimizle baş başa kalabileceğimiz bir nefes alanı.
Neden bahsediyorum doğallık derken? Bedensel katılım, özgünlük, tektipleşmemek, yüz yüze etkileşim, toplu zaman geçirme, beraber çalışma, bireyselleşmek yerine topluluk ruhu oluşturmak, parayı ve modern teknolojiyi en aza indirmek, modern kültürün nesneleşmeyi ve gösterişçi tüketimi teşvik eden pratiklerinden uzak durmak. Kısacası insanı evrildiği doğal süreç ve sınırlarına, evrildiği yaşama şekline geri çekmek, doğallaşmak.
İşte ekolojik mutluluk tam da bu ve doğallık da bizi bu mutluluğa ulaştıracak yaşama şekli, bir ekokültürel habitat oluşturma girişimi. Eğer herhangi bir faaliyet ekolojik olacaksa nihai hedefi tam da bu olmalı. Aksi takdirde bu boşluğu nesneler ve onların tüketimi doldurmaya devam edecektir. Kayık1934'de tam da bunu yapacak, böyle bir ekokültürel habitat yaratacak, modern yapay habitatın stresli dünyasında farklı bir nefes alanı oluşturacağız. Ama kolay bir dönüşüm değil bu. Bize dayatılmış olumsuz ve var olan tüketim kültürüne bağımlı kalmamızı sağlayan davranış kalıplarımızı değiştirmemiz gerekecek. Bir ekokültürel proje olarak Kayık1934 bunu sağlamak için yola koyuldu. Bu konuyla ilgili uygulamanın ayrıntılarını Ekokültürel Habitat - Uygulama sayfasında görebilirsiniz.
