top of page

Sorun ne iklim krizi ne de ekolojik kriz, kendi huzurumcu ikiyüzlülük

Modern dünyanın yeni ideolojisi. Bireyselliğin son hali. Hakaret olarak değil de bir var oluş hali olarak kullanıyorum ikiyüzlülüğü burada.  Çifte standartçılık, hatta çok-standartçılık da diyebiliriz. Ya da kendine ilkesel veya duruma göre ilkesellik. Geçici, kaypak, kaygan, sürekli değişebilen bir ilkesellik.


Buraya hemen varmadık. Bulgular, insanın, çok uzun süre boyunca var oluşun merkezine yeryüzünü ve onun “güçlerini” yerleştirdiğine işaret ediyor. Korkuydu diyor bir kısmımız bunun sebebi ama belki de bizden daha erdemliydiler, çözmüşlerdi olayı.  


Sonra, pek yakın bir dönemde koptuk bu ilkeden. En azından bir kısmımız. Bir tampon bölge, yeni bir çevre, kendi ürünümüz yapay habitatı yarattık. Var oluşun merkezine onu koyduk. Uygarlık dedik kendisine. Onu yapan ve içinde yaşayana da uygar insan. Dışında kalanı da doğa olarak adlandırdık. O düşmanımızdı, huzurumuzun düşmanı. İlk büyük kandırmaca. Asıl huzurumuzu bozanın bu yarattığımız yeni dünya olduğunun bir türlü anlayamadık. Ya da işimize gelmedi hiçbir zaman.  


Çoğaldık zamanla ve çoğaldıkça da o yeni insan modeli, o uygar insan dikişlerinden sökülmeye başladı. Gruplara, topluluklara, etnisitelere, kentlere, krallıklara, devletlere, milletlere. Sonra da birbirleriyle kapışır oldular sürekli. Çok kavgacıydı bu uygar insan. Var oluşun merkezi de değişmişti. Artık “en uygar” ya da “uygar” olan sadece bizdik, bizim grubumuz. Irkçılık doğdu bundan, milliyetçilik, faşizm, katliamlar, savaşlar ve soykırımlar.

   

Artık bu bile yok, o özel, biricik, yüce “en uygar” topluluk bile. Sadece kendimiz varız var oluşun merkezinde, sadece kendi rahatlığımız ve mutluluğumuz. Pardon huzurumuz. İnsan merkezci bile değiliz artık, sadece kendim merkezciyiz. İkiyüzlülük tüm sözde yüce değerlerden, ideolojik bahanelerden arındı, çırılçıplak artık. O derece de yüzsüz oldu. Hiç utanması yok. Bir yüzden diğerine rahatlıkla geçebiliyor. Tam bir yüz-süz, özgün yüzsüz. Özgün yüzünü saklayan, ara sıra ona ihanet eden bir ikiyüzlülük bile değil bu artık.


Dediğim gibi, aşağılamak değil amacım. Modern insanın son var oluş haline işaret etmeye çalışıyorum. Tek başına da değil bu kendim merkezcilik. Modern ve son derece kapitalist tüketim kültürüyle el ele. Birbirlerini besliyorlar ve sonucu da ekolojik yıkım. Peki, umursayan var mı?


Yok. Çünkü artık o kadar uzak ki modern insan doğal habitata ve doğallığa, ne olduklarını bile bilmiyor bu ikisinin. Doğa adını verdiği sonradan üretilmiş bir kavrama takılıp kalmış. Eğer bir şekilde yer alıyorsa hayatında, rahatlık ve huzuruna aksesuar olmanın ötesine geçemiyor bu doğa. Bahçedeki ağaç, güneş batışı manzarası, hafif buğulanmış cama inen yağmur damlaları, ara sıra yürüdüğü patika. Sadece arka plan.  Merkezde olan yine kendisi. Ekolojik mücadeleye gelince, eğer bir şekilde bulaşırsa hayatına, çoğu kez bozulan huzurunun yeniden eski haline getirilmesi ölçüsünde oluyor.


Yaşadığı sitesinin yanında başka bir inşaat başladıysa, eline pankart alıp en sıkısından çevreci olabiliyor ve bunu kendi sitesinin oraya nasıl geldiğini hiç dert etmeden veya eylemden sonra geri döneceği evinin de aynı şekilde yapıldığını hiç sorgulamadan yapabiliyor. Ya da sitesinin veya evinin önüne yapılması planlanan marinaya deniz hakkı için isyan edebiliyor ama bunu artık sadece eski kartpostallarda görülen, şimdi dümdüz edilmiş tepedeki kocaman camlı yapıların birinden yapıyor. Orada da bir zamanlar başka bir doğal habitat, bir ekolojik varlık olduğunu umursamadan veya hiç farkında bile olmadan.


Böyleydi. Daha doğrusu palmiye ağaçları da sonradan. Bu fotoğrafta masum ve çok sınırlı bir yapılaşma başlamış ama  fotoğrafta çok belli olmayan, dağın dibindeki sulak alan vasfı, ufacık deresi ve çevresindeki yaşam korunuyor en azından. Ama...
Böyleydi. Daha doğrusu palmiye ağaçları da sonradan. Bu fotoğrafta masum ve çok sınırlı bir yapılaşma başlamış ama fotoğrafta çok belli olmayan, dağın dibindeki sulak alan vasfı, ufacık deresi ve çevresindeki yaşam korunuyor en azından. Ama...

Ardından bu geldi. Sulak alandan bir ufak Venedik replikası çıkarttılar. Şimdi fotoğraftaki Aspat dağına da bir şey yapmaya kalkışırlarsa, zor, çünkü arkeolojik sit, ama farz edelim oldu, ne çok çevreci çıkar bu siteden.
Ardından bu geldi. Sulak alandan bir ufak Venedik replikası çıkarttılar. Şimdi fotoğraftaki Aspat dağına da bir şey yapmaya kalkışırlarsa, zor, çünkü arkeolojik sit, ama farz edelim oldu, ne çok çevreci çıkar bu siteden.

Haydi ekolojiden falan vazgeçtim ama ben kendimde böyle yaşama hakkı görüyorsam, bunu elbette başkaları da yapacaktır düşüncesi, çıkarsaması bile belirmiyor zihninde. Zaten derdi de o doğal habitatın bozulması değil, o kadar para verip gelip yerleştiği yerde kurduğu kendi konfor ve huzurunun yine kendisinin belirlediği sınırlarının ihlali.


Bodrum'un hemen dışında Paşa Tarlası koyu, arkası Akçabük koyu.  En son 1970'lerdeki hali. Karşıda Şalvarağa tepesi. İki yeni ev var. Yine masum bir başlangıç. Sakin bir koyda huzur arayışı, di mi? Sanki bir kere başlayınca başkası gelmeyecek. Foto Ali Dizdar'ın Paşa Tarlası üzerine yazısından alınmıştır.
Bodrum'un hemen dışında Paşa Tarlası koyu, arkası Akçabük koyu. En son 1970'lerdeki hali. Karşıda Şalvarağa tepesi. İki yeni ev var. Yine masum bir başlangıç. Sakin bir koyda huzur arayışı, di mi? Sanki bir kere başlayınca başkası gelmeyecek. Foto Ali Dizdar'ın Paşa Tarlası üzerine yazısından alınmıştır.

Sonrası böyle bir yer oldu. O iki ev hâlâ orada. Arka koylar da gitti. Şimdi bir de ufak bir marina yapmak istiyorlar bu kalabalığın ortasına. Ona büyük tepkisi var burada yaşayanların. Modern çevrecilik. O da bir şey.
Sonrası böyle bir yer oldu. O iki ev hâlâ orada. Arka koylar da gitti. Şimdi bir de ufak bir marina yapmak istiyorlar bu kalabalığın ortasına. Ona büyük tepkisi var burada yaşayanların. Modern çevrecilik. O da bir şey.

Uzatmayayım. Tutarlılıktan ve dürüstlükten ödün vermeyen gözler için bu tür örnek çok. Asıl soruya geleyim. Çevre mücadelesinin bile böyle ikiyüzlüce yürütüldüğü bir dünyada deniz de dahil, tüm doğal habitatların yok olmasının, yok edilmesinin, her şeyin bu yeni insanın konfor ve huzur alanına dönüştürülmesinin önüne nasıl geçilebilir? Doğal habitatların otuz yıl önceki haline bakın, koylara, kıyılara ve dağlara, bir de şimdiki duruma. Büyük ve süratli bir küçülme var. Bir de direnenlerin sayısına bakın. Otuz yıl önce bir çevre eyleminde yüz kişi bile yoktuysa şimdi de farklı değil. Rakamlar ortada. Yüzbinlerin gelip yerleştiği bir bölgede en sıkı eylem bile birkaç yüzü kişiyi geçmiyor ki, o da çok özel ve nadir durumlarda.  


Pes mi edeceğiz o zaman. Olabilir. Nasılsa ekolojik krizler icabına bakacak bu umursamaz büyük çoğunluğun, bir şey de yapamıyorum, bari kendi hayatımla ilgileneyim diyebiliriz. Hâlâ yapamıyorum bunu. Çünkü bir kere sadece biz yokuz yeryüzünde. Bir de bu tam da o büyük kurtarıcı kahraman kafası. Sakıncalı ve yukarıdan bakan bir yaklaşım. Ama kendimizi de kandırmamalıyız. Veriler, insanların ezici çoğunluğunun bu yaşamdan vazgeçmek istemediğini, hatta desteklediklerini ve eğer bir çevre mücadelesine soyunuyorlarsa, ki çoğu ilgilenmiyor bile, bunu da daha çok “kendi huzurum” çerçevesinde yürüttüklerini gösteriyor. Meseleye doğru yerden giren ufak bir azınlık var ama o da çok ufak. Yine de herkes bu kadar duyarsız olamaz. Demek ki, strateji ve yöntemler çalışmıyor, yanlış yerden giriliyor meseleye. Aynı oyunu tekrar tekrar oynamanın alemi yok. Yanlışa yanlış deyip doğrusunu bulmalı.  


O zaman “deniz de bitiyor sanki” dediğimde maalesef pek de yanlış bir yerde değilim sanırım. Evet, onlarca yıl parçası olduğum deniz bitiyor. Yerini başka bir şey alıyor. Geri dönüşü de yok gibi. Artık modern yaşamın sadece çöpleriyle değil her türlü şekilde kirlettiği bu yeni denizde var olmanın yolunu bulacağım. Muhtemelen de bir tür marjinal figür olarak. Pek sevmesem de marjinalleştirilmeyi yine de burada bahsettiğim çelişkilerle dolu ikiyüzlülük halinden iyidir. Ama düşünüyorum da, bu kadar şey söyledim de sanırım ben bile bir özür borçlu olabilirim.   


Özür mü? Garip ve biraz da saçma gelebilir ama özellikle girdim bu özür konusuna. Çünkü tam da böyle bir özür fikrine kafa yormakla başlamalı ekolojik bilinçlenme ve mücadele diye düşünüyorum. Kimden ve nasıl? Doğadan mı? Tabii bunun devamında saf, pasif ve içine kapanan, bir kez daha kendisini öne çıkartan bir spiritüalist bakış açısına yönelmeden ama yine de çok ciddi ve sert bir yüzleşmeyle.


Ben bu soruyu daha çok Fransız filozof Latour’un, ekolojik mücadelenin bir savaş olarak görülmesi gerektiği düşüncesiyle bağlantılı düşünüyorum. Silahlarla yapılan bir savaştan bahsetmiyor tabii. Ne de amacı şiddeti özendirmek. Ama orada çok önemli bir kavrama işaret ediyor. Düşman kavramına. Gerçek değişim istiyorsak meseleye bu şekilde yaklaşmalı diyor. Doğru veya yanlış, tartışmalı ama benim özür sorusunu Latour’un söyledikleriyle birlikte düşününce ekolojik mücadele nasıl olmalı sorusu da epeyce ilginçleşiyor. Şimdilik burada keseyim, yine uzadı ama anlaşılan bu yeni denizde pek de marjinal kalamayacağım. Hiçbir şey yapamazsam da en azından Son Mohikan olacağım, o kesin. Tabii ilk önce kayığı bitirmek gerek. Farklı bir mikro habitat şart. Kayık1934 - Timuçin Binder

Yorumlar


Kayık1934'ü takip etmek için 

Teşekkürler

Tel: 0537-471-0029

Kayık1934'ün ikinci temel emekçisi: Özlem Yeşilada Binder
Yelkenlimizin Yapımına Bedenen Katkıda Bulunanlar

(Ayrıntılı Teşekkürler için bakınız.) Aslı Parlak, Aşkın Karaduman, Bülent Yükselen, Can Karahasan, Devrim Doruk, Ebru Çavuşoğlu, Esin Tekin, Gökhan Yılmaz, Gökay Şenavcı, Haluk Kuşakoğlu, Leyla Yıldız, Muhittin Erkut, Murat Gül, Özlem Yeşilada Binder, Silvana Ege Binder, Songül Yılmaz, Zeynep Dinçer

Kayık1934'e Çeşitli Şekillerde Katkıda Bulunanlar 

(Ayrıntılı Teşekkürler için bakınız.) Eski Bodrum Belediye Başkanı ve Şimdiki Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras, Eski Bodrum Belediyesi Zabıta Müdürü Deniz Özyıldız, Eski Bodrum Belediyesi Güvenlik Amiri Serkan Kanik, Bodrum Deniz Müzesi Müdürü Selen Cambazoğlu, Ali Dokur, Ali Şenavcı, Ali Şengün, Barbaros Ergene, Bilal Karataş, Cana Üngün, Cem Gür, Çetin Akıncı, Deniz Kılıç, Devrim Devecioğlu, Erol Kurutaş, Fatih Avcu, Gonca Alpan Tursoy, Gökay Şenavcı, Haluk Bener, Hamdi Yörür, Kaan Kurutaş, Mehmet Uyargil, Murat Gül, Mustafa Özkeskin, Nacı Arıcı, Naftotopos.gr, Oğuzhan Ulutaş, Tanıl Tuncel, Thanasis Giannikos, Yaşar Anter, Yusuf Civelekoğlu, Zehra Denizaslanı

Kayık1934'e Maddi Katkıda Bulunan Destekçilerimiz - 125 kişi

Ahmet Demirel, Ali Boltaç, Ali Hakan Albayrak, Ali Sadık Boltaç, Ali Şengün, Arslan Ziylan, Aslı Parlak, Aslı Yurdanur, Aşkın Karaduman, Aycan Kan Ülkü, Aydın Evren Özol, Ayşe Sevinç, Azade Uslu, Behiye Zeynep Aktoğu, Beykan Askan, Burak Dikmenoğlu, Burcu Gürel Yıldız, Bülent Yükselen, Cahit Arseven, Can Karahasan, Canan Yurdacan, Candan Uca, Cem Turgay, Cemile Turgay,  Değer Altunay, Deniz Boltaç, Devrim Doruk, Ebe Suzan Öztürk, Ebru Çavuşoğlu, Egemen Yıldız, Elif Özgen, Esma Doğan, Feyha Karslı, Filiz Askan, Filiz Yavuz, Firuzan Güney, Fuat Aksun, Füsun Bumin, Gamze Özer, Gizem Yurdanur, Gonca Arayıcı, Gökay Şenavcı, Gökçe Altunay Solmaz, Gökhan Kahraman, Gülin Demirok, Gürkan Güney, Güzide Akkün, Haluk Bener, Halikarnaslı Çocuklar - Zeytin Taneleri Kütüphanesi - Bodrum Kent Kütüphanesi, Haluk Kuşakoğlu,  Handan Karakaş, Hüseyin Peker, Ilgaz Doğrul, İpek Boltaç, İsmail Doğan, İştar Gözaydın Savaşır, Jale Alpay, Jale Pasinli, Kaan Kurutaş, Kadiroğlu Salih Öztürk, Kebire Yıldız, Lale Ak, Lale Ferenc Smekal, Leyla Yıldız, Livio Manzini, Marion Feildel, Matthias Müller Senti, Mehmet Kütükoğlu, Mehmet Uyargil, Metin Göncü, Metin Hekimoğlu, Murat Gül, Murat Necioğlu, Murat Özkan, Mustafa Cem, Mustafa Paşalı, Mübeccel Yalçın, Müjgan Bener, Nazan Kemal Gökcan, Necibe Öztürk, Nesip Tolun, Nil Tütüncü, Nuran Akkılıç, Oğuzhan Ulutaş, Olcay Özgül, Osman Can Özcanlı, Osman Özkan, Oya Balkanlı, Oya Yeşilada, Ömer Karahan, Peyman Arpacılar-Köllhofer, Recep Perk, Rengin Binder, Reyhan Alpay, Reyhan Bayındır Gönenç, Rıdvan Demirok, Romain Narcy, Ruşen Germirli, Saadet Coşkun, Sabahaddin Bilsel, Sabahat Hawker, Saliha Düzel, Samer Atasi, Sedef Kaynarkan, Sercan Çağlar Erel, Seval Yeşilada Akbaş, Sevil Bilgenoğlu, Sevinç Gülsayın, Songül Yılmaz, Şule Kükrer, Tankut Ülkü, Tarkan Kahvecioğlu, Tümay Altınsoy Değirmenciler, Utku Özgür Ünlü, Vahdet Ünal, Vedat Zincir, Volkan Demirkan, Yaşar Yılmaz, Yaşare Kılıç, Yerten Kalfa, Yıldıray Özmen, Yücel Yılmaz, Yücel Ziylan, Yüksel Aymaz, Zeynep Dinçer

Kayık1934'e Malzeme Katkısında Bulunan Destekçilerimiz - 10 kişi

Ahmet Kurt: Bir adet krom admiralti demir, Ahmet Parsoy: Bir adet admiralti demir, Ayhan Güneysu: Atölye için elektrik kablosu, Devrim Doruk: İki büyük ve bir küçük güneş paneli, cankurtaran yelekleri ve biraz halat, Haluk Kuşakoğlu: Kontrol kutusuyla 1 büyük güneş paneli, İş aletleri, Mehmet Çavaş: Bir adet pulluk demiri, Metin Göncü: İş aleti, Murat Gül: Altı adet çift dilli makara, İş aletleri Nedim Karakartal: 100 kg'lık tonoz, Salih Bingül: Pusula Zehra Denizaslanı: Bir makara halat

Kayık1934'e Lojistik Katkıda Bulunan Kurum veya İşletmeler
bodrum-belediyesi-logoB.jpg
BDMingB.jpg
Girit_Dernek.jpeg
Milas Belediyesi.jpg

Logo sırasıyla: Bodrum Belediyesi, Bodrum Deniz Müzesi, Bodrum Girit ve Yunanistan Göçmenleri Kültür ve Dayanışma Derneği, Milas Belediyesi

Kayık1934'e Maddi Katkıda Bulunan Kurum veya İşletmeler
Bodrum-Der.jpeg
main_logo_bottom.png

Logo sırasıyla: Bodrum Kültür Turizm ve Dayanışma Derneği, Arka Ristorante Pizzeria

bottom of page